23 Ekim 2010 Cumartesi

Phoenix


Ben orda, akşamına orospular dadanan
Camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
Eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
Kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
Başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
Ya Tanrıya inanır ya da isyana.

Kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
Kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
Bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
Ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
Öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
Kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.

Orası bir ölümdür şarabımı doyuran
Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
Vaftizi gün ışığında bir garip protestan
Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.

14 Ekim 2010 Perşembe

Ne Olmuş Büyük Adam Olamadıysak

Kadın kitap gibidir ufaklık, öyle sade sonunu okuyarak bütün kitabı anlayamazsın. Zaten kadınlarla erkeklerin bir arada olma ihtimali anca romanlarda. Teoride mükemmelsindir, pratikte sıçarsın. Bak bu müzik var ya, bu müziği ben var ya 280 defa dinledin anacım, çoğunda halaydaydım ama şimdi çok uzaktayım. Ben, dinlemekten bıktım onlar evlenmekten bıkmadı ya... Ne bakıyorsun öyle hüzünlü değilim diyorum sana, benim mizacım böyle. Bak şarabım da daha bitmedi. Kendisiyle uzun yıllar süren seviyeli bir ilişkimiz var. Ben ona para harcıyorum o benim başımı döndürüyor, ee ne farkı kaldı kadınlardan. Çak...
.....

Mutluluk paylaşmadan olmaz ufaklık, içindeki sevgiden herkese bir parça vereceksin. Bazısına da az da olsa olur farketmez, zarar etmezsin, hele böyle dört duvarı sularla çevrili bir yerdeysen, en yakın kara parçasına gözlerini kısıp öyle bakıyorsan o zaman dostuna daha çok dikkat edeceksin. Çünkü sevgi öyle her yerde yaşayamaz, kurur gider. Dostunla yüzmesini öğreneceksin, yoksa boğulursun kardeşim. Ya tamam ya tamam bakma öyle, hüzünlü değilim mizacım böyle. Doğduğumdan beri burdayım bak şarabım hala bitmedi. Ben onunla yürüyorum bu yolda, o da içimdeki sevgiyi etrafa dağıtıyor. Ne olmuş yani biraz sarhoş olduysak zafer sarhoşu değiliz ya...
.....

Gitmek cesaret ister ufaklık, gideceğin yer neresi olursa olsun, sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz. Vedalaşmakta zor iştir biliyor musun? Oturursun geminin kıçına, bakarsın sevdiklerine, gittikçe ufalırlar, ufalırlar, kaybolurlar gözden. O zaman anlarsın işte vedalaşmak asıl kalana değil, gidene koyar. Yüz defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle. Bak, şarabımla beraberim. Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum, şarabımdan ayrılmadan hem de. Ben şarabımdan ayrılmıyorum. O da bana,bunca gidene rağmen, hala hayal kurdurtturmaya devam ediyor. Ne olmuş yani büyük adam olamadıysak, hayallerimizi satmadık ya

Herkesin Unuttuğu Adam


11 Ekim 2010 tarihli gazetelerin manşetlerinde ve sürmanşetlerinde 10.10.2010 manyaklığıyla ilgili haberler, Emir Kusturica'nın gitmesi haberi, Mehmet Ali Erbil'in eski eşiyle ilgili haber, İran'dan yakıtla ilgili haber, Aysun Kayacı ile ilgili haber, Kpss skandalıyla ilgili alakasız bir haber vs vs vs. Bunlar Türkiye'nin en çok satan gazetelerin manşetleri ve sürmanşetlerindeydi.
Ama herkesin unuttuğu, 10 liralık banknotların arkasında resmi olan biri vardı ki, kimse onu hatırlamadı. Bu kişi 11 Ekim 1910 tarihinde, Selanik'te doğan Türk matematikçi, TÜBİTAK Bilim Kolu eski başkanı Cahit ARF.
Cebir konusundaki çalışmalarıyla dünyaca ün kazanan Arf, aynı zamanda Sentetik geometri problemlerinin cetvel ve pergel yardımıyla çözülebilirliği konusunda yaptığı çalışmalar, cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılmasında ortaya çıkan değişmezlere ilişkin Arf değişmezi ve Arf halkaları gibi literatürde adıyla anılan çalışmaların yanı sıra "Hasse-Arf Teoremi" adı ile anılan teoremi matematik bilimine kazandırmıştır.
11 Ekim 2010 tarihinde Cahit ARF ismini, gazeteler unuttu, bakanlıklar unuttu. Cahit Arf ismini hatırlayan, ilgili bakanlığın yasaklamaya çalıştığı Google'dı

…!…!…?


'Bu gece yalnızlık yok.
Seni bekleyen yağmur saksıları dolduruyor.
Krem kutularına boşaltıyorum yazdıklarımı.
Rüyalarımda, donmuş nehirlerin üstünden kahkahalar atarak kayıyorum. Yalan konuşuyorum.
Kum saatlerini yakıyorum.
...Biri penceresini açsa kurtulacaksın sanıyorum.
Ama olmuyor.
Bütün pencerelerimi açıyorum.
Ama olmuyor işte.
Meğer sen bütün davetleri reddetmişsin.
Meğer sen tüm çırpınışlarıma sırtını dönmüşsün.
Anladım, çok sevmişsin sokağa küfür gibi çaldığım kırmızıyı..
.''

Umay Umay


Ayaküstü Yaşanmış Ölümsüz Aşk Hikayeleri


1.
bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, '
demiş La Rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...
2.

her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim
bir bakıştan, bir duruştan,
çağrışımın sonsuz hızından
unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda.
belki de yaşanabilecek en güzel serüveni
terk edeceğim
daha otobüsün ilk basamağında.
kim bilebilir ki?
sonrayı, sonrasını kim bilebilir?
gizli gizli veda edeceğim ona; görmeyecek
ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim
otobüs camına bağrında bir ok ile
bir aşk levhası çizecek, ah min-el!
bu da ötekiler gibi,
kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden
yaşayıp gidecek..
3.
şimdi hemen kalksam buradan
hemen çıksam uzun sokaklardan birine
kiminle karşılaşabilirim
kime vurulurum ölesiye, eve dönmeden
geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen
bir ölümcül sevda hangi köşe başında
keser yolumu
bir tenhaya ulak olan
o suret avı
bırakır mı yakamı
haracı ödenmeden
bırakır mı yakamı
bir suretten, bir şiirden, bir hüzünden
ak kağıda düşürülmüş
imzasını görmeden
bırakmazlar yakamı, bilirim, ben ölmeden
4.
hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden
her aşk, her şiir
ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden,
küskün omuzlu terk edilmişliklerden,
perspektifinde hep bir sokak taşıyan
o sessiz
o faili meçhul cinayetlerden
resim altı sözcüklerden
aşk mümkün olsa idi ah, aşığı öldürmeden
bırakır mı yakamı kağıdın ölüm beyazı sureti
elle bilenmiş sözcükler,
yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı
nabzımın atışına ayak uyduran vezninde
gece adımları şiirlerimin
bırakır mı yakamı yaşadıklarımı
dökmeden imgelerin giysilerine
hayatın maskelenmiş gerçekliğine
upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için
yeniden ve yeniden.

Murathan Mungan

Scream (Cümleler)

Sırılsıklam yağan yağmurda şakır şakır ıslanmayı seviyorum. Yağmur herşeyi gizliyor. Hüznümü, gözyaşlarımı…

Dudaklarımda ve kulaklarımda hep yağmur şarkıları…

Bitmiyor, bitemiyor içimdeki savaş. Kaybetti ruhum, kaybedeceğini bile bile girdiği anlamsız savaşı….

Çıkarıp kalbimi ve ruhumu söküp atasım var…

“Çekil köşene tut o zaman yasını” dedi biri bana ve çekiliyorum köşeme.

Bu havada en çok gidecek şarkı,en azından benim sevdiğim…

http://fizy.com/#s/1lwm60

11 Ekim 2010 Pazartesi

Günlükten Notlar 19

*Merhaba
*"Sevdiğiyle evlenemezse ölecek" hastalığı vardı. Ne oldu o hastalık. Artık kimse sevmiyor mu? Yoksa o hastalığın aşısı mı bulundu? Bir de neden hiç bahçesinde hanımeli açan, pembe panjurlu evler yok. Yalan mı oldu onlarca hayal? Çok kafama takılıyor bunlar. Araştırın bunları.Sonra da bana haber verin.
*"Ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünya da" masalı gerçek oldu. Artık soruyu sorduğunuz zaman cevap verecek aynalar mevcuttur efendim. Güzel olup olmadığınızı söylemeyecek belki ama solunum ritminizi, kan ve solunum basıncınızı söyleyecek.
*Epeydir,cadı kazanına kimseyi atmıyorduk. Bu blogta cadı kazanına atacağım kişinin ilki "Madencilerimiz güzel öldüler" lafıyla ünlenip, Şili'deki maden kazasında 69 günde kurtarılan madenciler için, "Bizde böyle bir kaza olsa 3 günde kurtarırdık" diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer. Su kanalına düşüp ölen kız çocuğu istenen 850 bin liralık tazminat için "Eğer onaylanırsa herkes çocuğunu öldürür" diyen Malatya'lı avukat.
*Refah düzeyi yükseldiği için et fiyatları artmış efendim. Bir refah, bir bolluk içindeyim ki sormayın gitsin. Paralarımı harcayacak yer bulamıyorum. Daha çok şeye zam yapsınlar ki, paralar elimde kalmasın. Batıyor yoksa.
*Okuduklarım. Çocukluğumun kahramanı "En Kahraman Rıdvan" Gırgır dergisinin çizeri Bülent Arabacıoğlu En Kahraman Rıdvan'ı tekrar çizdi. Ben de aldım ve okudum tavsiye ederim. Ayfer Tunç'tan Yeşil Peri Gecesi; Güzelliğini zehirli bir sermaye olarak kullanan genç bir kadının hayattan öç almak için soyunmasıyla başlayan bir düşüş hikayesi.
*İzlediklerim; Rina, hayallerini gerçekleştirmek isteyen 3 arkadaşın hikayesi,Gece ve Gündüz, Tom Cruise ve Cameron Diaz dan eğlencelik bir aksiyon komedi
*Arılardan hazetmediğimi anlatmıştım geçen blogta. Arılar kadar hazetmediğim başka hayvan varsa o da sivrisineklerdir. Gün boyu gözükmeyen sivrisinekler, gece tam uykuya dalacağınız sırada harekete geçer ki sinir bozucudur. Uyku muyku kalmaz. Havalar soğudu fakat evimde sesten hızlı uçan bir sivrisineğim var.
*NASA'yı aradım geçen gün. Işınlanma makinesinin akibetini sormak için. "Parça eksik, parça bekliyoruz." dediler. Arkadan "atlatın, atlatın" sesleri geliyordu. Beni mi kandırıyorlardı yoksa deney mi yapıyorlardı, anlamadım.
*Çok ters işleyen bir vücudum var. Süt içiyorum uykum açılıyor, kahve içiyorum uykum geliyor. Ters mi doğmuşum acaba anneme bir sormak gerek. Ya ters doğmuşum ya da annemin tersine gelmişim (Mersi editörüm)
*Süt diyince aklıma geldi. Çok süt içtim, boyum uzasın diye ama eksik kalan birşey vardı. 2130 da uyumuyordum. Ama o zaman Hidayet te yoktu ki, süt için erken uyuyun boyunuz uzasın diyen. Kısa kaldım o yüzden.
*Yorumsuz bir haber başlığı size "Zimbabve'de 3 Nuriye Alço, bir adamın gazozuna ilaç atarak defalarca tecavüz etti"
*Yağmurlar başladı. Kış geliyor. Keyif adamı zamanları başladı. Gürül gürül yanan soba, sobanın üstünde patlayan kestane. Battaniye altında seyredilecek filmler zamanı şimdi...
*Bir blogun daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen başta sevgili editörüme, Antartika'daki halama, Zimbabve'deki amazon teyzeme, NASA çalışanlarına, Güney Kutbundaki eltime, Kuzey Kutbundaki görümceme ve bana katlandığınız sizlere teşekkür eder, tekrar görüşmek üzere hoşçakalın, kendinize iyi davranın derim. Dedim.
*Aslında bu havalara en çok gidecek bir sanatçı var aklımda ama halet-i ruhiyyem izin vermiyor. Onun için haydi bakalım dans edelim http://fizy.com/#s/1f9xb9

7 Ekim 2010 Perşembe

Günlükten Notlar 18


*Merhaba
*Hayvanları seviyorum. Bazı hayvanları uzaktan da olsa seviyorum fakat şu arılardan hiç haz etmiyorum. Tamam, çıkarcılık yapıyorum balı seviyorum hele ki yaptıkları petek bal leziz ama soktular mı feci sokuyorlar yahu. Eeee sokuyorsun biraz sonra öleceksin, daha önce sokanlar öldüler, hiç mi ders çıkarmadın da, sen de sokmaya çalışıyorsun. İntihar etmek istiyorsan beni niye sokuyorsun da canımı yakıyorsun. Öleceksen git beni sokmadan öl. Kamikaze arı. Hiç hoşlanmıyorum hiç.
*ÖSYM artık yeni tedbirler almış efendim. Sınava artık elinizi kolunuzu sallaya sallaya, sadece kimliğiniz ve sınav giriş belgeniz ile gideceksiniz, şekerleme, su, kalem, peçete, silgi taşımanıza gerek yok. Çünkü soru kitapçıklarınızın yanında bir poşet içinde bunlar temin edilecek. Bu arada saatte takmanıza gerek yok. Bu hizmeti de ÖSYM sağlıyor efendim. 20 cm çapında duvar saatlerini sınavın yapıldığı her salona gönderecek. Büyük hizmet, sınava giresim geldi.
*Çocukluğumdan hatırladıklarım; macunlar vardı rengârenk, bir çubuğa batırılıp döndürülürdü, ne güzelde tadı vardı, ne oldu ki onlara. Pamuk şeker bile gördüm, macunları göremedim bir türlü. Bir de eskiden ben bozacılardan korkardım, o “boooozzaaaaaa” diye bağırdıkça, sokağımızdan bir daha geçmesin lütfen diye dua ederdim. Neden korkardım onu da bilmiyorum, çocukluğuma inmek lazım sanırım. Aslında insem, indirseler beni çocukluğuma hiç çıkmasam çocukluğumdan ne güzel olurdu yar ne güzel olurdu.
*NASA dan aradılar geçen gün, ışınlanma makinesini yapmaya çalıştıklarını ama bir 40-50 yıl süreceğini söylediler. O kadar sürem olmadığını, o günleri görmem için yaşlanmayı geciktirici bir ilaç yapmalarını söyledim. Her şeyi de bizden bekleme, git biraz da Norveçli bilim adamlarına bulaş dediler. Norveçli bilim adamlarını aradım ama telefonları hep meşgul. (Stuven sağol)
*İzlediklerim; Pazar –Bir Ticaret Masalı, Ben Hopkins’in yönettiği, Tayanç Ayaydın ve Genco Erkal’in oynadığı filmi beğendim. Film güzeldi fakat oyunculuklar fevkaladenin fevkindeydi. “ Annemi Öldürdüm” 20 yaşındaki Xavier Dolan’ın hem yönetip hem oynadığı filmde nerdeyse ben ölüyordum. Film güzel değil mi? Güzel ama 20 yaşında hem yönetip, hem oynayan ve de gayet başarılı olan Xavier Dolan’ı kıskanıyorum.
*Bu sene çıkan narlar pahalı olacak. Çünkü bilim adamları narın birçok faydasının açıkladılar efendim. Damar tıkanıklığını açan, kanseri önleyen, 10 bardak yeşil çay yerine geçen nar aynı zamanda bel bölgesindeki yağları da eritiyormuş.
*Kurtlar Vadisi Filistin’e Mavi Marmara operasyonunu da ekleyince Nihat Doğan ekibe çok bozulmuş. Mavi Marmara-Baskın adlı film çekeceğini 3 ay önce basına dillendirmiş. Fakat işin büyüsü kaçtığı için filmi çekmekten vazgeçmiş. Mavi Marmara operasyonu öyle film içinde geçiştirilecek bir şey değilmiş. Sinemalarda ne eksik diyordum bende. Buldum bir yönetmen Nihat Doğan eksikti neyse ki şimdilik Kurtlar Vadisi bizi kurtardı. Nihat Doğan’dan Kurtlar Vadisi ekibine geliyor. “Kırdın kalbimiii”
*Gözümüz aydın Recep İvedik-4 yolda. Hem de Berrak Tüzünataç’la yaşadığı balkon skandalını da filme koymuş.
* "Evlenmek yuva kurmak çok istiyorum, yalnızlık canıma tak dedi. O sıkıntılarda çocuğuma çok adadım kendimi, yanlış yaptığımı şimdi fark ediyorum benim de hayata bağlanmam lazım. Yalnız olmuyor. Facebookta bir adresim var, çok teklifler geliyor. Bu işin kurdu oldum. Beğenmediğimi atıyorum. Bu işler kısmettir. Evleneceğim insanın bekar olması birinci kriter. Kendi mesleği olmalı. Ekonomik durumu iyi olmalı beni taşıyabilmeli. Evlenmiş ayrılmış yaşı büyük olabilir. Ben artık bana sahip çıkacak birini arıyorum. Çok yakışıklı olsun kaslı olsun diye bir derdim yok. İhanet korkusu hep içimde var. Korkularımdan dolayı bir set örüyorum kimseye yaklaşamıyorum” bu lafların sahibi şarkıcı Hamiyet’tir efendim. Yorum yapamıyorum. Yorum sizindir.
*Kış geliyor. Bu sene erken gelen, sert bir kış yaşayacakmışız. Kendinize dikkat edin efendim. Bir dahaki notlara kadar sıcak kalın.
*Haydeee rumba de barcelona http://fizy.com/#s/1lroew

24 Eylül 2010 Cuma

Günlükten Notlar 17

*Merhaba
*Bir arkadaşım bir haber söyledi. Notlarım için iyi bir haberdi. Kısa eteklilerin okula alınmaması ile ilgili. Gugul amcaya sorduk. "Kısa etekliler okula alınmadı" diye yazdık. Verdiği cevap: "Bunu mu demek istediniz: Kısa etekler okula alınmadı". Hee onu demek istedim. Kendimiz evde oturuyoruz, eteklerimizi, pantolonlarımız okula gönderiyoruz. "Ne elbiseler gördüm içinde insan yok, nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok" der ya Mevlana. He işte üzerinde elbise olmayan insanların elbiseleri okulda.
*Ece Erken twitter'a annesinin gelmesinden korkuyormuş. Twittera girerse yanarmış. Ee annesi gazete okumuyor mu acep.
*"Kpss'nin iptaline üzüldüm" dedi yetkili mercilerden biri. Mirkelamdan gelsin yetkili merciye "Üzüldüğüne üzülseeem" ama senin üzülmene üzülemiyorum be müdür. Seni üzgün görmeye üzülemiyorum yapamıyorum bir türlü.
*İsviçreli bilim adamlarına duyuru, herşeyden vazgeçsenizde ışınlanma makinesi icat etseniz ne güzel olur biliyor musunuz? Yapın bunu gelip yanaklarınızdan öpeceğim söz.Düşünsenize bir yerden bir yere gitmek için otobüse binmiyorsunuz, yanınıza gelip saçma insanlar oturmuyor. Uçak tutması gibi bir sorun yok. Jetlag yaşamıyorsunuz. Parayı veriyorsunuz. "Anafartalar durağı Skati bey" diyorsunuz veya her nereye gidecekseniz ve 2 dk sonra oradasınız trafik derdi yok, geç kalma derdi yok.Bence süper. Hadi İsviçreli bilim adamları bir hamle bekliyorum sizden
*New Kids On The Block ne yapıyor şimdi acaba? Blokların yeni çocukları bloklarında eskidi mi? Yoksa yeni bloklara taşındılar mı?
*Üzgünüm ama komik geldi bu haber bana. Balıkesir'lilerden af diliyorum. Bir daha ancak 1000 sene sonra olabilecek bir olayın hazırlığındalar Balıkesir'liler. 10.10.2010 tarihini Dünya Balıkesir'liler Günü olarak ilan etmişler. Kıskandım ama. Mesela hiç 41.41.2041 diye bir tarih olamayacak.
*Bu aralar herkes yavşak. Kimse gerçek yavşak çıksın söylesin. Biz de rahatlayalım. -Kara yavşak benim. -Hayır benim, -Hayır benim, -Hayır ben...
*Sigara ve içkileri sansürleyen rtük, tecavüz sahnesini neden sansürlemez ve hergün hergün gösterilmesine izin verir ki? Tecavüz, sigaradan daha matah birşey midir?
*Teknolojik aletlerim artık benimle konuşmaya başladı. En son face "en son arkadaşlık isteği aktivitenizi anlatın" dedi. Kaç kelimeyle anlatayım dedim. Cevap gelmedi.
*Sinema ve tiyatro sezonu açıldı. Bu sene gayet iyi filmler ve oyunlar var. Türk sinemasında 65 tane film gösterime girecek. Sinemalarda kombine bilet olsa hiç fena olmaz hani. Buradan yetkililere sesleniyorum. Kombine bilet istiyorum sinemalara. Her sezonda söylüyorum ama ses yok, bu sefer bekliyorum böyle bir atılım.
*"Sevgili değiliz sadece arkadaşız", "sevgili değiliz beraber yemeğe çıktık", "sevgili değiliz beraber rahatlıyoruz" İlişkilerin gelişim sürecini kronolojik sırayla okudunuz. Yeni moda ise beraberliklerini, ayrılıklarını tweetleyerek yazmak." Anne, babam sana nasıl evlenme teklif etti" "Çok romantikti yavrucum önce faceden çiçekler çikolatalar yolladı. Sonra twitter da evlenme teklif etti"
*Jöleli saçlı gazeteci, gazeteleri ve internet medyalarını denetleyen yayın kurulu oluşturulmasını istemiş efendim. Eğer bu kurul oluşturulursa, yavaş yavaş klavyelerinize veda edin.
*“Beste yaparken ilham gelmesi denilen garip hallere düşmüyorum, bir profesör gibi araştırıyorum, okuyorum ve yaratıyorum”. Şimdi de bu lafı söyleyen zat-ı muhteremin profesör gibi araştırıp, okuduğu ve yarattığı şarkı sözlerinden bir kaç demet. Buyrun " Seni çöpe atacağım poşete yazık. Bi sigara yakacağım ateşe yazık" "Aşk gidene acımak mı? Bu yükü taşımak mı? Yarayı kaşımak mı?""Aşk bu kızılötesi yaralı müzesi hareket edemem" Tanıdınız mı? Evet ta kendisi. Zat-ı muhterem bir de ilham gelse ne yapacağız bilmem.
*Eskilerden hatırladıklarım; şimdi birçoğunuz bana katılmayabilir ama ben balık yağından nefret ederdim. Sanırım balıkla aramın bozukluğu da oradan geliyor. Bize yutturulan balık yağı, jelibon gibi, şeffaf, yuvarlak bir şeydi ve iğrenç kokardı. Zar zor yuttururlardı. Şimdi değiştirmişler kokmuyorlar artık ama ben bir kere nefret ettim. Yalnız sanırım faydası olmuş. Eskileri çok net hatırlayabiliyorum. Hatta bir gün bir arkadaşım hafızam yüzünden benden nefret ettiğini söyledi. Ama sanırım yaş ilerledikçe bu özelliğimi kaybediyorum. Uzun geçmişi hatırlıyorum, yakın geçmişi hatırlamam için üzerinden zaman geçmesi gerekiyor. Yaşlanıyorum herhalde.
*Sertap Erener; Zeynep Doruk'u twitter da keşfetmiş ve sahneye çıkarmış. Ne twittermış yahu. Allahım beni kim keşfedecek acaba? Beni de keşfedin. Ben de twitterdayım. Daha çok mu yazmam gerekiyor acaba keşfedilmem için?
*"Git .....Git-me! Bırak yanına aldığın o kalbi yerine,senden sonra gelecek olanları da düşün,haydi şimdi gidebileceksen git." der Murathan Mungan ne de güzel der.
*Çocukluğumun oyuncakları; Solo testi hatırlar mısınız? Çocukluğumun zeka oyunlarından biriydi. İlk oynamaya başladığım zamanlarda beceriksiz çıkardım sürekli. Çok bozulurdum.
*"Yüzde yüz bize destek olun demiyorum ama bazı tipleri de ekrana çıkarmayın" yetkili mercimiz söylemiş efendim bu lafı. Şimdi tipine göre mi muamele yapacaklar. "Senin tipini beğenmedim, sen ekrana çıkamazsın","Sen tipsizsin, ekranda görüntü kirliliği yaratırsın" gibi mi seçecekler ekrana çıkaracaklarını.
*İşi gücü olmayan bir takım insanlar Türkiye'nin ilişki haritasını çıkarmışlar. İl il enleri sıralamışlar. Bu arkadaşlara göre liste şu şekilde Kendine en çok güvenen kadınlar İzmir’de, En cesaretli şehir – Kocaeli, Din ve mezhebi en çok önemseyen şehir - Erzurum, Etnik köken fark etmez diyen şehir - Mardin, Fiziksel özellik olmalı diyen şehir - Adana, Meslek çok önemli diyen şehir - Malatya, Aşkın yaşı yok diyen şehir - İstanbul, Çiçeği burnunda aşık şehir - Şanlıurfa, Düğün dernek isteyen şehir - Iğdır, Bağlanmaktan korkan şehir - Çankırı. Eşinizi seçerken nereli olduğuna dikkat edin efenim.
*Bu notlarında sonuna katlandık. Üşenmeyip okuduğunuz ve bana katlandığınız için teşekkür ederim. Yeni notlarda görüşmek üzere.

17 Eylül 2010 Cuma

Günlükten Notlar 16


*Uçuşa hazır mısınız? Geri sayım başladı. Az kaldı.10-9-8-7….0
*Merhaba yukarıdaki yazıyı lütfen reklamlardaki ya da yarışmalardaki dış sesin okuduğunu düşünün. Eğer öyle okumadıysanız o sesi düşünerek tekrar üstü okuyunuz.
* Tatilden dönerken otobüs hareket etmeden önce bir ara şoförle göz göze geldik. Şoförün gözünde aynen “uçuşa hazır mısınız” ifadesi vardı ve uçtukta. Arkada “Tek rakibim Türk Hava Yolları” yazıyordu. İnince gördüm. Kazasız belasız inince toprağı öptüm.
*Uçur beni Skati…
*Annem geçen sigarayı bırakmam için yine telkin yaptı bana pek işe yaradığını söyleyemem. En azından bende, inatçı bir adamım çünkü. “Sigara yasakları kalksın sigarayı bırakacağım söz” dedim. Terlik gösterdi.
*Bu arada sigarayı bırakmak için bir ilaç var ismi “Bıktın”. O ilacı ben her gördükçe bıkmadım derim ki. Kavga ederim ilaçla. “Bıkmadım” “bıktın bıktın” “bıkmadım işte” “Aslında bıktın, ama sana bıkmadın gibi geliyor” “Ne bıkacağım bıkmadım işte sana inat bıkmayacağım”
*Şimdi bunları yazdım diye sigara içmeyenlere de kötü örnek oluyorumdur herhalde. Bunlar sadece şaka. Bırakabiliyorsanız bırakın. İçmeyenlerde başlamasın Ama dediğim gibi ben sigara yasakları kalksın, barlarda, kafelerde içilmeye başlasın o zaman bırakacağım
*Bu aralar her şey ve herkes beni terk ediyor. Önce göbeğim yavaştan terk etmeye başladı. Sonra Sebastian. Neyse ki Sebastian benim yakın arkadaşıma gitmiş, benim beyin faaliyetlerimden sıkılıp, sanki arkadaşım, benden farklıymış gibi. Şimdi de zaten seyrekleşen ama dökülmesi duran saçlarım tekrar terk etmeye başladı beni.
*Bihter, Bihterlikten kurtulup artık Fatmagül mü olacak? Herkes şimdi Fatmagül’e acıyıp yolda yazık ne biçim tecavüz ettiler mi diyecekler? Neyse oyuncuların karakterleriyle özdeşleşmesine az sonra değineceğim.
Asıl beni meraklandıran yastık konusudur. Dizi çevrilirken Beren Saat psikolojik yardım aldığını söylemişti. Hülya Avşar’da psikolojik yardım almadığını, o zamanlar yastık mastıkta kullanılmadığını söyledi. Bu yastığı ben hep merak ediyorum. Yüzlerce film izledim, binlerce sevişme sahnesi ama yastığı hiç göremedim. Nerede o yastık gören var mı?
*Gelelim oyuncuların karakterleriyle özdeşleştirilmelerine. Bilen bilir Kıvanç Tatlıtuğ, Ezel dizisine katıldı. Haberlerde şöyle bir başlık “Behlül, Ezelde” Böyle yazınca Behlül karakteri Ezel dizisine katılmış gibi oluyor. Oysa farklı bir karakterle misafir oyuncu olarak oynuyor. Bir yorum okudum. “Aile yapısına uymayan, ahlaksız bir dizide oynayan bir kişinin Ezel dizisine katılmasını kınıyorum. Artık Ezel’i seyretmeyeceğim” Ee peki Sibel Kekilli de porno filmlerde oynamıştı. Fakat Duvara Karşı filmiyle Altın Ayı aldı. Son filmi Ayrılık ta çok başarılı bir oyunculukla başarıdan başarıya koşuyor. Onu da protesto edelim mi he hacı.
*Ağzını kapatıp telefonla konuşmanın modası geçti biliyordum ben ama geçmemiş. Yalnız ağzını kapatıyorsun da bağıra bağıra konuşuyorsun be abicim. Nasıl olacak bu işler.Graham Bell görse “Allahım ben ne yaptım derdi” herhalde
*Okullar açılıyor. Rengarenk önlükleri görünce bizim zamanımızın insanlarının neden karamsar olduğunu anladım. Siyah önlük, beyaz yaka. Her taraf siyah. 5 sene her yerde siyah görüyorsunuz düşünsenize içi mi açılır insanın. O yüzden şimdiki çocuklar daha zeki.
*Uzun bir süre (1 ay kadar) ailemle beraber kalınca, çok alışmışlar sanırım bana, babam sensiz bu evin tadı yok, sensiz sanki birşeyler eksik dedi. Annem, “kim bilir ne yiyorsun, yemek yapabiliyor musun” diye sordu. Sanki 2 senedir tek başıma yaşamıyormuşum gibi.
*Size o kadar dedim (KPSS soruları olanlara) verin bana diye vermediniz bak şimdi adamlar 10bin dolara satmışlar. Eee ne oldu peki bana vermediniz de. İşte iptal oldu. Peki ne oldu 10bin dolar verenler. Bir bardak soğuk su içti. Afiyet olsun.
*Şu yeme işine bir son vermem gerek. Tamam düzenli ve saatinde yemek yiyorum ama çok yiyormuşum. Gittiğim kafede İspanyol Omleti istedim. “Sen doymazsın onunla 1 yumurta ile yapıyoruz onu” dedi.
*Bu aralar Chaplin’e feci takmış durumdayım. Slapstick filmlerini, uzun filmlerini, hayatını anlatan filmi seyrediyorum. Bu arada bir Chaplin hediyesi aldım ki çok mutlu oldum. Tekrar ve tekrar teşekkür ediyorum kendisine. Ama yeni neslin Şarloyu bilmemesine fena içerledim. Sessiz filmde seyredilir mi dedi. Anlatamadım güzelliği, yıkıldım.
*”Sıkılaşıp,incelmek için 5dk nız var mı?” 5 dk derken. 5 senenin 5 dkda geçeceğini mi söylüyor acaba. 5 dakikada sıkılaşıp incelmek için değil 5 dakika 555 dakikamı bile veririm. Göbeğim gitsin yeter ona bile razıyım. (Sevgili arkadaşım çokomastik’e teşekkürler.)
*Kızlar uzak durun fotodaki abi fena olmuş. (Sevgili çatlak arkadaşım Zübeyde’ye teşekkürler)
*Okyanus ötesine saygılarımı(!) sunarım. Okyanus berisine de sevgilerimi. Reveransla huzurlarınızdan ayrılırken Okyanus ötesine saygılarımı(!). Okyanus berisine de sevgilerimi sunarım.
*Haydi eller http://fizy.com/#s/1lrxvs

12 Eylül 2010 Pazar

Günlükten Notlar 15

*Merhaba
*Nasılsınız, sağolun bende iyiyim.Biraz canım sıkkın. Geçmiş bayramınız kutlu olsun.Nasıl geçti bayram. Ben uzun senelerden sonra geleneksel olmayan bir bayram yaptım. İyi de geldi.
*Sebastian bayram tatili ve refarandum için Afrika'ya gitmek için izin aldı. Refarandumda oy kullanması gerektiğini bunun bir vatandaşlık görevi olduğu hakkında uzun bir nutuk atarak izin verdim. Ama şimdi aklıma geldi ki Afrika'da referandum yok, sanırım Sebastian kaçtı.
*Özgürlükten yanayım ama köleliğe karşı değilim. (Spartacus)Sen hem özgürlük için savaş, milletin idolü ol sonra kalk romalıları köle olarak al. Bu ne yaman çelişkidir annem.
*Parayla mutluluk oluyormuş.75 bin doları olan insan mutlu olabiliyormuş efenim.
*Tek testisli olan bir ata 71 bin dolar verilmesi, meclisin gündemine oturmuş. 71 bin doları bana versinler, damızlık olarak beni kullansınlar. 75 bin dolarla mutlu olunuyorsa aradaki 4bin dolarlık farkı görmeyiveririm
*Tatile giderken otobüste şöyle bir konuşmaya şahit oldum.
Kız: Hayır diyeceksin değil mi
Erkek: Evet diyeceğim
Kız: Allah aşkına hiç maddeleri okudun mu
Erkek: Okudum askerlik 9 aya düşecekmiş.(ilk şok) Erkek çocuğumuz olur belki ona yarar. Hem zaten anayasanın değişmesi lazım şu anda kaç anayasası kullanılıyor 64 değil mi( En büyük şok, aklım dimağım durdu, konuşmanın ondan sonrasını duymadım)
*"Öyle tipler var ki evlenmeye niyetleri bile yok" RTE, benim evlenmek zorunda olduğunu düşünen, hadi artık evlen artık diyen sevgili akrabalarım acaba en yüksek merciye beni şikayet etmiş olabilirler mi diye düşündüm bir an. Tam tamam bulun evleneceğim demeyi düşünürken bu açıklamayla herşeyden vazgeçtim. Cins biriyim biliyorum.
*Bir köşe yazarı köşesinde şöyle bir şey yazmış ve takıldım. "Alın size bir flashback. Sene bilmemkaç yılları ..." Flashback yazıyorsun huuu. Köşe yazarısın sen kullandığın kelimelere dikkat et. Şöyle yazalım istersen. Alın size flashback sene bilmemkaç şöyle oldu böyle oldu. Come on now günümüze gelelim. Bıdıbıdıbıdıbıdı. İsterseniz birde future da neler olabileceğine bakalım. Come on. Nasıl böyle iyi mi annem.
*Geçen gün geçmişe gittim efendim. Evet geçmişe gittim. Geçmiş çok yavaşmış. Tatil dönüşü otogarda net kafe vardı benimde zamanım vardı. Dedim bir gireyim 5 sene önceki neti kullanıyoruz sandım bir an. Ben yazıyorum yazdıktan 10 sn sonra yazılar gözüküyordu. İşkence ettim biraz kendime ama daha fazla dayanamadım işkenceye çıktım.
*"Gayemiz aciz haneyi taciz etmek değil, bilakis şu efkarı umumiye de bir aile bacası tüttürebilmektir. Cevabınız nispetinde kalp-i harabemi tamir edeceğinizi umduğumdan dest-i izdivacınıza talibim efendim" demek istiyorum birine ama "mahremi suratınıza silleyi osmaniyeyi nakşedersem şayet sekteyi kalpten terki hayat eylersiniz." demesinden korkuyorum.
*Tatil sonrası ilk iş günü sabah geç kalıyorum diye yataktan fırladım. Koştura koştura işe geldim. Sen 10'da gelecektin dediler. ohh mondio gidip 10 da geleyim o zaman dedim geldin artık geeç dediler.
*Yine bir antik kent (Allioni) baraj suları içinde kalmaya mahkum edilecek. Sayın bakanımız araştırmış öyle bir yer yokmuş. Ben de kendimden şüpheye düştüm. Kendimi araştırdım. Ben aslında yokmuşum. Çelişkiler içinde yüzüyorum
*Son notlardan bu yana film izlemedim. O yüzden izlediklerim yok yalnız okuduklarım var. Ayça Atçı'dan Matruşka, içiçe geçmiş, birbirine ve birbirinden savrulan hayatlar okunası. Victoria Forester'dan Uçabilen Kız, bir umut kitabı, çocuk kitabı olarak gözükmesine rağmen her yaştan okuyucuya hitap eden eğlenceli bir kitap.
*Film deyince filmleri bir kere izlemem anlamak ve yazmak için 2 kere izlerim. Demeyin ki bir seferde anlayamıyor musun? İkincide daha çok ayrıntıya takılırım, oyunculuklara bakarım, yönetmenine daha önce çektiği filmlere, konularına, sahne benzerliklerine, oyuncuların, oyunculuklarına, görüntülerine, bir çok açıdan seyrederim filmi 45 derece,90 derece, 56 derece, 63 derece, amuda kalkarak, yan dönerek olan açılarla
*"Yüksek bir yerden kendini bırakmak gibi aşk...Aşağıda kollarını açmış seni tutmak için bekleyen birinin olduğuna inanmak istediğin an atlıyorsun gözlerini kapatıp. Küçük bir umut...Orada olmayacağını, kollarını açıp beni tutmayacağını bilerek bıraktım ben kendimi...Yüzümü yaktı rüzgar, korktum. Korktum ama düştüm!Aşkına düştüm..."(Ayça Atçı Matruşka)
*Eh ben ufaktan kaçar. Hepinizi geleneksel öperim.
http://fizy.com/#s/13jh71

5 Eylül 2010 Pazar

Günlükten Notlar 14


*Merhaba
*Sebastian kapıları ört, dışardan siyasi girmesin, siyaseti sadece ve sadece ben yaparım, ukalalığım ve kendimi beğenmişliğim üstümde.
*Orhan'la rakı şişesinde balık olduğumuz akşamlarda, Cahitte katılırdı aramıza yaş 35, yolun yarısı dediği anda sustururduk onu 11 sene sonra ki ölümünü hatırlatıp, o anda kaybolurdu denizde uzaklara bakıp, Ümit Yaşar renklendirirdi soframızı, şiirlerini okurdu içli içli ve kim olduğunu asla söylemezdi uzaktaki sevgilisinin, Özdemir Asaf gelir kafa karıştırırdı 4-5 satırlık mısralarıyla. Zamanı gelse de yine yapsak.
*Türkler uçuyor, hakikatten uçuyorlar yalnız, alın size İstanbul Beşiktaş müftülüğünden bi reklam kampanyası "Ramazan geldi iyiliklerde kat kat sevaplar, günahlarda %100 arınma fırsatı değerlendirin" Caponlar bu reklamları görseler filmlerinde ki uçan adamlar yerine bizimkileri oynatırlar. Efekte gerek yok herkes uçuyor.
*"Bana göre haber artık gazetenin birinci öncelikli içeriği değil" Ertuğrul Özkök. Alın size bir uçan adam daha.
*O değilde kalemlere çok acıyorum. Uzun zamandır elime kalem alıp yazmış değilim. Oysa ki bir sürü kalemim var hepsi hüzünlü hüzünlü bana bakıyorlar. Bilgisayar çıktı mertlik bozuldu. Bilgisayar ekranına yazılan kalemlerden varsa onlardan istiyorum
*Erosu öldürdüler Zeus, gönder şimşeklerini, öldürmüş olanlara.
*Efsanevi U2 İstanbul'da. Efsanelerle dolu bir yıl oldu. Siz bu satırları okuduğunuzda onlar ya gitmiş olacak ya da şarkılarını söylüyor olacaklar. Ama o kadar dedim hafta sonu gelin diye dinlemediler. İptal edemeyizde edemeyiz dediler. O değilde Scorpions'a gitmek isterim bak. Adamlar jubile yapıyor.
*Bir laf söyleyip, ertesi gün ya da ertesi hafta ya da ertesi ay ya da ve ya da seneler sonra söylediğinin tam tersini söyleyen dengesiz insanlardan hoşlanmıyorum. En dengesiz Vedric (Gölge)
*Mizah dergileri okuyucuları bilir. Bülent Arabacıoğlu'nun efsanevi kahramanı En Kahraman Rıdvan yakında kitapçılarda. Bilenler bilmeyenlere anlatsın.
*İzlediklerim Karate Kid yeni versiyon,Cilala,parlat devri bitmiş, as, giy,çıkar, at, kaldır versiyonu başlamış, cilala parlat, cilala parlat nereye kadar, Riddly Scoot'tan Russel Crowe lu Robin Hood, bir efsanenin nasıl doğdunu daha öğrendik ama ben Errol Flynn'ın Robin Hood'unu hiçbirşeye değişmem.Varsa elinizde gönderin. Feo Aladağın yönettiği başrolünde Sibel Kekilli'nin oynadığı Ayrılık izlenesi, Sibel Kekilli, her filminde daha iyi oluyor. Yönetmenliğini Vincenzo Natali'nin yaptığı, Adrian Brody ve Sarah Polley'in başrolünü paylaştığı Splice, DNA'larla oynamayın. Film açısından bereketli bir haftasonu oldu.
*Ponpon kızlar başbakan geleceği için gösterileri iptal edilmiş. Niye ki diye sorup bırakıyorum cevapları sizden bekliyorum. Benim vereceğim cevaplar hem beden sağlığıma hem ruh sağlıma zararlı olabilüür.
*RTE hikayesini anlatınca Bono kahkayı basmış. Bono gelsin bana ben ona ne hikayeler anlatırım. Ağzını bırakıp başka tarafları ile güleceği. Konserden sonra Bono bana uğrasın. Sebastian ayarla bunu.U2 müziğini yapıp gitse siyasete karışmadan ya da siyasiler müziğini dinlese U2 nun siyaset yapmadan.
*Bir skandal daha. Açıköğretim lise sınav sorularıda cevaplarıyla birlikte birinin üzerinden çıkmış. Evlere servis soru-cevap kitapçığımız vardır. Ya cidden bu evlere servis edilen soru-cevap kitapçığından elinde olan varsa lütfen göndersin bak yakında KPSS var. Yok diyorsunuz peki bir başkasından çıktığını göreyiiiim, hele bir göreyim...
*Atlara hiç ilgim yoktu, ama şu yukarda görmüş olduğunuz güzele vuruldum. O da bana vurulmuş olmalı ki o kadar huysuzmuş aslında fakat beni ve makinemi görünce sakinleşip fotolarını çekmeme izin verdi. Belki de bana vurulmamıştır, foto çektirmeyi seviyordur bilemiyorum. Bir daha görüpte soramadım.
*Efenim geçen blogu okuyanlar bileceklerdir uydurmasyon bir kısa filme başladım. Okumayanlarda okusun özet geçipte kendimi yoramayacağım. "Transilvanyadaki şatolarında oturmakta olan Fredi, Çakinin gelini ve çocukları Orphan şimşekli ve fırtınalı hava da mutlu mesut otururken kapı acı acı çalar, "Acının miktarını azaltmalıyım, çok acı çalıyor" diye düşünür Fredi, kapıyı açınca karşısında ev sahibi Frenkeştaynı görür. "Ne istiyorsun Frenki, der Fredi, gecenin bu saatinde" "Evi bir an önce boşaltmalısın Romanya dan oğlum David Omen gelecek" der Frenki "120 yıllık sözleşmemiz var şimdi bas git yoksa hepinizin kabusu olurum" der Fredi'de. Frenki arkasını döner aheste aheste gider. Bir an döner arkasını "Siz görürsünüz" der. Frenki, Frediye ne gösterecektir. David Omen'ın ne Romanya'da ne işi vardır. Hepsi daha fazlası bir dahaki notlarda
*Eveeet bir notların daha sonuna geldik, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, ramazan bayramınızın şeker gibi bir bayramınız olmasını diliyorum
*Ve buyrun hep beraber http://fizy.com/#s/1lucd6

2 Eylül 2010 Perşembe

Kendi Kendime

Çok acayip şeyler yaşıyorum hayatımda. Anlatsam kimsenin anlamayacağı, bana en yakın insanların bile bana delisin sen diyeceği şeyler. Ne olduğunu, neler olduğunu anlayamadığım, iyi mi yapıp kötü mü yaptığımı bilemediğim şeyler. Bana göre iyi yapıyorum ama kimi zaman düşünümüyor değilim "Başkası olsa benim yerimde ne yapardı" diye. Kırılmalar yaşıyorum, kırılmalar öyle oluyor ki, kırılmanın seslerini bile duyuyorum. Tökezliyorum, düşüyorum, yeniliyorum. Kalk diyorum kendime,kimin olduğunu hatırlayamadığım lafı söylüyorum kendi kendime" yine yap, yine yenil, bu sefer daha iyi yenil". Kendimi haksız çıkarmıyorum, kalkıyorum. Tekrar deniyorum ve tekrar yeniliyorum ve bazen ölüyorum tekrar doğmak için. Ölü zamanlarımdayım, herşey gri, herşey puslu, herşey belirsiz.
Biliyorum çıkacam yakında çıkacam ölü zamanlarımdan ve derin derin soluyacam havanın eşsiz kokusunu, kırılmalarıma rağmen, kırılmalarıma inat yürüyeceğim karanlıkta ışıklar saçarak

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Günlükten Notlar 13

*Merhaba
*Sevgili Atilla Atalay'ın karakteri Eray'ın uşağı Sebastian, Atilla Atalay, Eray'ı yazmayı bırakınca, bana geldi. Bir deri bir kemik kalmış, aç susuzmuş.Acıdım aldım. Aş verdim, iş verdim. Şimdi bana sadakatlerini sunuyor. Artık benim uşağım.
*Sebastian, artık az da olsa kitle sahibiyim, kapıları kapat, okuyuculara servis yap, başlıyoruz.
*Göbeğim beni terketti, en azında bir kısmı. Biliyorum ramazan diye böyle yapıyorsun. Ramazandan sonra döneceksin. Göbek lütfen evine dön, baban seni çok özledi.
*Barrak Obama Meksika Körfezi'nde yüzmüş ve "Ben yüzüyorum bakın, sizde yüzün" demiş. Bir yerden tanıdık geldi mi? Radyasyonlu çay, yasaklı youtube... Hatırladınız? Zeki bir kitlesiniz.
*Marka takıntım yok demiştim daha önceki notlarımda. Gözünaydın Türkiye yeni bir marka geliyor. Marka takıntım olmadığı için bunu da almayacağım tabii ki. Sıkı durun markanın ismini açıklıyorum. RTE. Hala takıntınız var mı?
*KPSS olayını biliyorsunuzdur. Aynı evden karı koca, arkadaş, akraba vesaire 120de 120 net yapıp yüzyılın olayına damga vurdular. KPSS soruları evlere servis ediliyor herhalde. Yakında yapılacak olan KPSS soruları varsa rica edicim gönderin. Olanlar varsa mail atsınlar adresimi vereyim.
*Yemeyi neden çok sevdiğim neden yemek yapmaya çalıştığım anlaşıldı. Geçmiş hayatımda Fransız aristokratlarına yemek yapıyormuşum. Aşçıymışım efenim. Herhalde en iyi yaptığım şey pastaydı ki "Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin" lafı sayemde çıktı.
*Geçmişte kimdiniz, hangi ünlüye benziyorsunuz diye testler vardı bir ara. Hangi ünlüye benziyorsunuz da coni dep çıktım. Akıllara zarar. Coni Dep beni görse döve döve kendine benzetir herhalde.
*Anaam notlar 13 olmuş. Uğursuzluk. Rakam takıntıları vardır ya bir çok insanda mesela 23 filminde Jim Carrey hayatındaki 23lere takar. Pi filminde yahudiler bir rakam ararlar. Sırrın yazılı olduğu rakamlar. Bizde 19 mucizesi vardır. Burdan çıkan örneklemelerle diyecem ki aklıma başka bir örnek geldi. Geçen sene Devlet Bahçeli 40ıncı yıllarında şöyle bir hesap yapmıştı. 2009 çık ortadaki 2 sıfır 2+9 ne eder 11
bunu tut 2009 çık aradaki 2 sıfırı 29 29+11 eşittir 40. Bu bir tesadüf olamaz dedi. Şimdi bende diyorum ki benim doğum tarihim 16/06/1976 çık baştaki rakamları sondaki rakamları tut ne oldu 666. 666 nedir şeytan. Anaaam içime şeytan mı girdi yani? Cihan Ünal'ı çağırın. Zemzem suyuyla gelsin. İçimdeki şeytanı çıkarsın.
*Demokrasi neydi?Demokrasi iyilikti, demokrasi dostluktu, demokrasi emekti. Demokrasi neydi? Demokrasi bitaraf olmaktı, bitaraf olmazsan bertaraf olmaktı demokrasi.
*Çocukken zannettiklerim; divan edebiyatını, divanda oturup birbirlerine şiir ya da kitap okudukları edebiyat zannederdim. Sir ağda yı sör ağda olarak okuyup, sörü ağdanın markası zannederdim. Sir ne hala bilmiyorum ama.
*"kızlarla ilk tanışmada etki garantisi olan meslekler CEO'luk, barmenlik, ajanlık, gurmelik, F1 pilotluğu ve astronotlukmuş." Sevgili arkadaşım Stuven'ın twitinden arak yaptığım bir haber. Yeni mesleğim astronotluktur efenim. Zaten hep uçuyorum. Zor olmaz yani yerçekimsiz ortamda uçmak. Aslında gurmelikte bana göreymiş hee. Boyna ye boyna ye, hem göbeğim mutlu olur, hem ben. Bana giden yol midemden geçer.
*"Hayatı komedi sayanlar, son espriyi iyi düşünsünler" demiş Seleneca, güzel demiş. Bize de düşünmek düşer. Fakat ben hayatı komedi saydıkça hayat feci şekilde üstüme geliyor."Bu gerçek, bu gerçek" diye bağırıyor ve sıçrayarak uyanıyorum.
*Korku İmparatorluğu Kısa Film; Bitaraf ve bertaraf oldukları için Çaki ve gelini ayrılsın. Çakinin gelinine Fredi aşık olsun. Fredi ile Çakinin gelini evlensin. Tiffanyde kahvaltı yaparken, Orphan'ı görsünler. Çocukları olmayan ikili Orphan'ı evlatlık alsınlar. Orphan'ı alıp Transilvanya'daki evlerine dönsünler. Mutlu mesut geçirdikleri yağmurlu ve şimşekli bir akşam kapı acı acı çalsın. (Kimsenin uğramadığı eve kapıyı acı acı çalan kimdi, evi nerden bulmuştu, Fredi den ve gelininden ne istiyordu. Yoksa kızları Orphan'ı almaya mı gelmişlerdi, hepsi daha fazlası gelecek bölümde)
*Kapıyı ört Sebastian, okuyucuları arka kapıdan çıkar. Nihat Doğan yanaşmak üzere. Çabuk Sebastian "Şöhretli kadınlarla çıkarım ama asla evlenmem" dedi ve gitti. Şimdilik tehlike geçti Sebastian.
*Sakin günler dilerim. Dans etsin herkes http://fizy.com/#s/1mh3ls

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Günlükten Notlar 12


*Merhaba
*Moccha Freppicino İtalyan mafya babası ismi gibi. Bir moça frepiçino alabilir miyim? Kendisi İtalya'da efendim.
*Garo Mafyan'dan da kıllanmışımdır yıllardır mafya mıdır acep diye.
*O değil de benim Moka yapmayı öğrenmem lazım. Moka basmadan.
*Dizi oyuncuları, diziler bittikten sonra niye hala dizideki isimleri ile anılır acep bir bilen var mı?. Behlül kız arkadaşıyla yemeğe gitti, Bihter alışverişe çıktı. Ferhunde tuvalete girdi gibi benzeri haberler olur ya da bize ne. Ne demek istiyor değerli magazin muhabirleri.Açıklasınlar lütfen.
*Dengesizliğimin sebebini yaşadığım yıllara attım. Ben dengesiz değilim. Yıllar beni dengesizleştirdi evet.
*Çok acayip bir çocukluğumuz oldu. Herşeyin hızla olup bittiği, levisların, marlboraların ülkemize girebildiği, serbest piyasa ekonomisinin çıktığı yıllarda ergendik. Bir çok arkadaşım Levis501 almak isterdi, alana kadar bir taraflarını yırtarlardı. Aldıktan 2 gün sonrada pantolonu yırtarlardı.
*Hiç marka takıntım olmadı. Ama Marka takıktım Markın Mark olduğu zamanlarda. Hey gidi günler heyy!!!(Olacak olacak biraz daha çalışman lazım kelimeler üzerinde)
*"Dünyaya tekrar gelseniz ne olmak isterdiniz?" "Kesinlikle tekrar ben olarak gelmek isterdim." Yalaaan.Tekrar aynı hayat mı? Ne banel. Hiç kimse tekrar aynı kişi olarak gelmek istemez bence dünyaya. Neden aynı kişi olarak gelelim ki manyak mısınız? En azından ben istemem.Manyak mıyım? Ne olarak gelirsen gel hep senin yanındayım dedi göbeğim. Odun dedim, budağın olurum,dedi.
*Jerry Lewis filmleri izlemeyi özledim. Jerry ile büyüdük biz. Ne filmlerdi onlar, kahkahalar attırırdı. Her ne kadar onun yerine geçen Jim Carrey varsa da hiç kimse bir Jerry Lewis gibi olamaz.
*Takunyalı Führer; medyada okuduklarına anlam veremeyip, anlamlandırmak isteyenler için,tesadüfler, rastlantılar benzerlikler okuyun. Yepyeni Bir Hayat; veda bile etmeden babası tarafından yetimhaneye bırakılan bir kız, gelecekte ismini çok duyacağımız bir isim sanırım Kim-Sae Ron. Mükemmel bir performans.İzleyin
*Ciddileşelim biraz; "önümüzdeki yasama yılında karara bağlanacak Silah Kanun Tasarısında verilen önergeyle silah taşıma ruhsatı 2 ye çıkarıldı. Verilen başka bir önergede ise silah taşıma ruhsatı sayısı toplamda 5e çıkartılmak isteniyor. Kanun tasarısı kabul edilirse vatandaşlar ikisini belde taşıyabilecekleri 5 silaha sahip olabilecek." Ne güzel değil mi silahsızlanma için birileri zamanında o kadar bir tarafları yırttıktan sonra gelinen nokta 5 silah. "Burası Teksas-Türkiye, macera dolu Türkiyeeee""Haydi silahları göreyim silahları, haydi silahlar şanpiii"
*Eşyalarım bana yamuk yapıyor evdeki modemim bana bozuk. Bana bozuk yeni aldığım şeyleri de etkiliyor. Ben yokken dedikodumu mu yapıyor nedir.
*Önemli olan boy değil soydur soyyy dedi. Soya bakacaksın dedi pek muhterem devlet büyüğümüz. Önemli olan soyu boyu değil işlevi dememek için zor tutuyorum kendimi. Ahanda dedim. Hii! Ağzıma acı biber sürerim kendimin
*Oğlunuz ne iş yapar? Bir şirkette soyağacı
*Gerçi o bana değil ama http://fizy.com/#s/123xd7
*Eh fizyden anladığınız üzere sayfanın kapanma vakti. Öperim ve kaçarım. İbibikler ötmeden ordayım

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Günlükten Notlar 11

*Merhaba
*Sanırım az meşhur olmaya başladım.
*Benden daha meşhur olmaya çalışan biri var daha yalnız. Artık ortağım yazıları bundan sonra beraber yazacağız. Ama o çok meşhur olmaya çalışıyor. Her yere benden bir adım önde gidiyor. Önce o kendini gösteriyor sonra ben. Benden daha meşhur olmaya çalışan göbeğim.
*Göbeğimin önlenemez yükselişi
* Annem: Ayy oğlum ne kötü olmuş alttan sıkıyon üstten çıkıyor. Spor yap erit o göbeğini
Ben: Göbeğimle arama girme anne. Göbeğim ve ben mutluyuz.
*Göbeğim böyle giderse yakında masaya ihtiyacım kalmayacak.
*Sıcaklardan doğru dürüst yemek yiyemediğim halde göbeğimde en ufak bir değişim yok.
*Yasaklara uyarak kendime yasaklar koymalıyım. "Yasaklar koydum kendimeee" diye bir şarkı vardı sanırım hatta Ajda sölüyordu. Ama uyduruyorda olabilirim. Ama şarkı Ajdanın sesinden geliyor kulağıma. Çok uydurukçu bir insanım biliyorum.
*Çok saçma bir çocukluk geçirdiğimizi düşündükçe farkediyorum. Lak lak diye bir oyuncağımız vardı. Kiminin sapı tahta, kimininki plastiğe bağlı üçgenlerin ucunda 2 top çevirdikçe lak lak diye ses çıkardı. Aslında çok sinir bozucuydu. Ama biz zevk alırdık, annelerimizi kızdırmaya. Birde Hulohop vardı. Daha çok kızların oynadığı belde çevrilen, bende bir sürü kız kuzen olduğundan dolayı bende çevirmeye başlamıştım. Zor birşeydi zaten beceremiyordum. Becermeye başladığımda hulahopun modası geçmişti. O yüzden kıvıramıyorum.
*Yazma yetimi kaybediyorum sanırım. Ama koca ayak yeti hala yaşıyor.
*Bir kadına tacizde bulunan üst düzey yetkili görevden alındı ve savunması "Teselli amacıyla yanağından öptüm. Taciz değil gelenekseldi" Geleneklerimize çok bağlı milletiz. Öpün beni teselliye ihtiyacım var. Geleneklerimizde var bu. Evet, öpün, teselli edin beni.
*Bu sene amma boy polemiği yapıldı arkadaş. Burası boyu geçmiyor gelin.
*Herkes birbirini biryerlere havale ediyor. Kıskandım arkadaş kısa boylu ve göbekli biri olarak beni de bir yere havale etsinler, rica ediyorum.
*Değişmeyen tek şey değişimdir.Fakat bu benim güzel ve yalnız güzel ülkem için geçerli değil. Bekir Coşkun'un Dövlet isimli kitabını okuyorum tekrar. 90 yılında neyse 2010 yılında da aynı şeyleri yaşıyoruz, yaşatılıyoruz. Her nerede ve nasıl yaşatılıyorsan Türkiye'm.
*Kitapçım beni kandırdı. Sevmediğim bir yazarın kitabını sattı bana. Sonra düşündüm ki sevmesem bile okumalıyım. Onun görüşünüde öğrenmeliyim. Doğru düşünmüşüm, seviyorum kendimi. Aferin bana.
*Tüketici hakları hattına gelen bir şikayet "Kocam nişanlıyken bana çok iyi davranıyordu. Ardından evlendik. Farklı biri gibi davranmaya başladı. Kocam ayıplı mal statüsüne girer mi?" Evet girer, çok ayıplı mal hem de.Genelde biz onlara hödük diyoruz. Evlenmişsin özüne dönmüş. Prens sandığın aslında kurbağaymış.
*Haremlik-selamlık eğitime sevgili bakanımızdan destek gelmiş efenim. Bir çok ülkede kızlar ayrı erkekler ayrı okuduğunu söylemiş. Bizde niye olmasın demişmiş. Yorumumu içimden yapıyorum. Siz duymayın ayıp.
*Memeleriyle resim yapan bir ressamı okudum. İri memeleriyle yaptığı resimler internetten 1400 liraya kadar alıcı buluyormuş. Diğer ressamların ne yaptığı umrunda değilmiş. Yok ki öyle bir yeteneğim para kazanayım. Yeteneğim olsa bile doğam gereği o malzeme bende yok
*Bir çoğunuz buna karşı çıkacak biliyorum ama kimse itiraz etmesin küfür seven bir milletiz. Hem küfür ediyoruz hem de başkalarının ettiği küfürleri duymak hoşumuza gidiyor. Düşünsenize yabancılara ilk öğrettiğimiz kelimeler küfür oluyor. Çocuk konuşmaya başlayınca küfür ettiriyoruz ve başkalarına karşı söylettiriyoruz çok matah birşeymiş gibi karşılarına geçip gülüyoruz ve çocuk küfürü iyi bir şey sanıyor. Neden anlattım tüm bunları. Gözün aydın Türkiye Recep İvedik 4 geliyor.
*Bugünlerde sanırım sıcaklarında etkisiyle ben dahil herkes devreleri yakmış durumda.
*Son söz son zamanların bomba yaratan lafı "Kadın-erkek eşit değildir." Değildir tabi, kadınlar üstündür, yüzyıllardı dünyayı kadınlar yönetir perde arkasından kimse farkında değil.
*Bu da boy polemikçilerine gelsin. http://fizy.com/#s/1j65ep

3 Ağustos 2010 Salı

Biz Sana Film Çekemezsin Demedik


Hava, Su, Toprak, Ateş… Kaderleri birbirine bağlanmış dört ülkedir. Ateş Ülkesi’nin diğerlerine karşı vahşice bir savaş başlatmasıyla bir anda herşey değişir.
Koskoca bir yüzyıl geçtiği halde bu yıkım sürecini değiştirecek en küçük bir umut belirtisi bile yoktur.
Fakat günün birinde Aang adlı bir avatar ortaya çıkar. Aang hayatta kalmak ve avatarlık görevini yapmak zorundadır.

Avatar The Last Airbender'ın çekileceğini duyunca benim gibi animesinin takipçisi olan bir çok insan için heyecanlı ve meraklı bekleyiş başladı. Hayallerimiz gerçek oluyordu. Aang, Sokka, Katara,Zuko beyazperdeye taşınıyordu. Sürekli takipteydik, açıkçası yönetmeninin Shyamalan olduğunu duyunca ilk hevesim kırılmaya başladı. Daha önce 6.His, Köy gibi başarılı yapımlara imza atan Shyamalan, neden yapamasın ki diye düşündüm fakat yapımcılar benim gibi düşünmüyordu ve vazgeçmesini söylüyordu. Fakat Shyamalan ısrarla filmi çekmeyi istedi. Peki dedik belki çeker. Oyuncular yavaş yavaş belli olmaya başlayınca tereddüte düştük. Sokka yı Dev Patel oynayacaktı ve Hintli'ydi. Fakat Ateş ulusu beyazdı. O kadar kusur kadı kızında da olur dedik yine heyecanla beklemeye başladık. Nihayet herşey hazırdı ve fragmanları dönmeye başladı. Fragmanlar dönmeye başladıkça, filmin gösterim tarihini 4 gözle beklemeye başladık. Hayallerimiz gerçek oluyordu. Filmini görmek istediğimiz anime en sonunda beyazperdede boy gösterecekti. Nihayet beklediğimiz an geldi ve Avatar gösterime girdi.
Animesini izlemeyenlerin beğendiği film olmuştu Son Hava Bükücü, fakat animesinin bağımlısı olan herkes için tam bir hayal kırıklığı yaşattı. Şapşal olması gereken Sokka çok zekiydi, Aang birden herşeyi öğrendi. Toprak krallığı gemide değildi. Katara hemen su bükmeye başladı. Zuko saçlıydı ve yara izi yok denecek kadar azdı. Çay bağımlısı ve kısa boylu olan Zuko'nun amcası film uzun boyluydu ve film boyunca tek bir sefer bile çay kelimesi geçmedi. Konu çok atlamıştı ve az önce de belirttiğim gibi animesinin hayranı olan herkes için bir hayalkırıklığı oldu.
Biz sana film çekemezsin demedik Şıyamalan, sadece bildiğin türde çek dedik.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Günlükten Notlar 10

*Merhaba
*10 benim için dalya demek. Gerçi 100de dalya oluyor ama 100e kadar dayanabilir miyim bilmem. Aslında ben dayanırım da siz dayanabilir misiniz onu hiç bilemem.
*van tu tri,.... ten. ... ayten. ne çekti ayten bu tekerleme yüzünden. Bir de 1-2-3...-10 kırmızı don olayı var ki ona hiç girmiyorum. Yılbaşında girerim belki
*Buradan capon bilim adamlarına sesleniyorum çamaşır makinelerine ön yıkama ve sıkmayı koydunuz, teşekkür ederiz. Ama ütü yapıp katlayanı da olsun makinelerin rica edeceğim, hiç çekilmiyor bu sıcakta ütü yapmak.
*Yakında isveçli bilim adamlarına da sesleneceğim hazır olun. İsviçreli de olur.Artık kim üstüne alınırsa.
*Pratik bilgi: Her notta yeni şeyler ekleyeyim diyorum. Hepsine devam edemiyorum elimden geldiği kadar işte neyse bu hafta pratik bilgi vereyim. Çünkü köydeydim öğrendim. Efenim salatalıkları dilim dilim doğrayıp aleminyum folyonun üstüne koyuyorsunuz. Salatalıkla birleşen aleminyum etrafa böceklerin hoşlanmadığı bir koku yayarak gelmelerini engelliyor. Böylece balkonda böceksiz bir gece geçiriyorsunuz. Ama sivrisineklere birşey diyemeyeceğim. Onlar için çözüm bulamadık. Fesleğen bile fayda etmedi. Bende alıştım artık, damardan veriyorum kanı, yazık onunda ihtiyacı var beslenmeye.
*Geçen çıkan bölümde, izleyenler bilir (sanki dizi izliyorsunuz cık cık cık)Romanya'daki kayıp teyzemden bahsetmiştim. En çok görmek istediğim yerlerden biridir Romanya ata toprakları olduğu için sanırım. Neyse kayıp teyzeme gelelim. Dedemin ilk evliliğinden bir kız çocuğu varmış. Romanya'dan gelirken teyzemi getirememişler. Bir ara sınır kapıları tekrar Romanya'daki Türkler için açılınca çok sevinmiştim, bir teyzem daha gelecek diye oysa gelmedi. Çünkü, çünkü, çünkü... yokmuş öyle birşey. Yıllarca annem ve 3 teyzem bizi kandırmışlar. 3 teyze neyimize yetmiyorsa bir teyze daha beklemişiz. Ne kadar safmışım, hala da safımdır. Annem zaman zaman beni kandırır.
*Küçük bir çocukken, sessiz sakin bir çocukmuşum. Hiçbirşey istemezmişim. Bir gün birşey isteyeceğim tutmuş, paramız da yokmuş. Annem beni yine kandırmış. "Ne yapacan onu yanmış o baksana". Bu şey kazandibi tatlısıdır. Nasıl bir bilinçaltıysa her pastaneye gittiğimde kazandibi mutlaka yerim.Hiçbir arkadaşım anlayamamıştı neden sürekli kazandibi yediğimi. İşte itirafım.
*Mutfağımdan bahsetmediğimi farkettim uzun zamandır. Yine bahsetmeyeceğim.Heveslenmeyin. Çünkü param bittikçe köye gidip anne yemeği yiyorum. Çok alıştım anne yemeğine ve bahçeden çıkan sebzelerle yemek yemeye. Köye mi yerleşsem napsam.
*Mutfak diyince aklıma geldi. Yemek yemeye bile üşenir oldum, son günlerde sıcaktan sanırım. Geçen dolaba su almaya diye gittim. Mercimek köftesini gördüm. Okudum nasıl yapıldığını içindekilere baktım.Uğraşamam şimdi uzun iş diyip dolabı kapadım. Su ne oldu. Unuttum.
*Geçen kafenin birinde akıtma istedim. Acayip bir şekilde yüzüme baktı garson. Ee dedim pardon ee ne diyorlar sizin orda he krepti değil mi evet evet krep istiyorum dedim. Çocuk beni deli sanıyor. Sanırım artık garson çocuk geldi yine manyak diyor. beni görünce tuhaf bakıyor çünkü. Akıtma ne zaman krep oldu yahu.
*Bir yazar iki kitap zevkli, bir çırpıda okunabilecek, eğlenceli kitaplar Murat Menteş; Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım tavsiyemdir.
*Frances Fermer, star gibi yaşamak istemeyen, kazandıklarını dağıtan, böyle davrandığı için akıl hastanesine kapatılıp ilk ilaçların üzerinde denendiği akıllı ve güzel kadın. Ebru Sevindik; serdar ortaçın müzik klonlarından, ısıtmalı, mısıtmalı klozet sisteminin tanıtıldığı bir programda fiyatların pahalı olduğundan bahsedilir ve şu lafı eder "En çok paraları biz kazanıyoruz, tabii ki en iyi hayatı yaşamak bizim hakkımız" Yorumsuz (Yorumsuz yazdım ama ettiğim küfürleri buraya yazmak için terbiyem müsait değil)
*Kuzey Afrika'ya giden olursa siparişimdir. Bana 15-20 kilo marula getirsin. Rica ediciim.Parası neyse veririz.
*Büyük bir merakla beklediğim Avatarı izledim. Yani Son Hava Bükücüyü. Zaten Şıyalamanın yapımına ilk baştan karşı çıkan eleştirmenlerin boşuna olmamış eleştirileri.Şıyalaman yalan olmuş. Çizgi filmini seyredip te filmden büyük hayal kırıklığı uğrayanlardanım.Fantastik film çekme şıyalaman. Rica ediciim,beceremiyorsun. Cast seçimin bile yanlış
*Hayatınızdaki odunları bana gönderiniz. Kış geliyor yakacak lazım.
*Bugün yani 28 Temmuz sabahı, kalktığımdan beri düşünüyorum.Bugün birşey vardı. Bugün özel bir gün ama ne düşün düşün öğleden sonra kafa çalışmaya başladı. Annemle babamın 35 sene önce dünya evine girme günleri.İstanbuldalardı, ama dünyalarından bihaber. Aradığımda ikisini bir arada yakalayamadım. Babam İzmite dönüyordu. Annem İstanbulda kalmıştı. İkisini de tek tek kutladım. Beni ve kardeşimi yetiştirip bu zamanlara kadar getirdikleri için, bizim için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıkları için kendilerine minnetarım.
*Hadi bakalım. Yeni notlarda görüşmek üzere.Kendinize iyi bakınız rengarenk olunuz. http://fizy.com/#s/1joyy1

18 Temmuz 2010 Pazar

Günlükten Notlar 9

*Merhaba
*Birşeyin olacağına çok inanırsanız olur. Kendinizi süper bir insan olmaya şartlarsanız, süper bir insan olursunuz. Mutlu olmayı isterseniz, mutlu olursunuz, hatta uçmayı çok isterseniz uçabilirsiniz de. Ben denedim olmuyor ama siz deneyin belki olur. Hatta iyi ve mutlu bir insan olursanız Şirinleri bile görebilirsiniz.
*Şirinler diyince 80 de çocuk olmak diye birşey vardır ya her yerde yayınlanır. Herkes şirinleri, voltranı, hemanı, clementine i, cosby ailesini vesaireyi yazar da yazar ama kimsenin aklına webster gelmez, bu beni çok üzüyordu ki, geçen aldığım haberle daha çok üzüldüm. Webster ı oynayan Gary Coleman 42 yaşında Mayıs ayında beyin kanaması yüzünden hayatını kaybetmiş.
*Bu aralar meşhur olmaya kafayı taktım, nerde kamera görsem, içine girmeye çalışıyorum. Ama çok meşhur olmak istemiyorum. Az meşhur olmak istiyorum. Çok meşhur olunca, her hareketin kameralar tarafından kontrol ediliyor. Kabus gibi, belki ben terasımın kenarında sevgilimle sevişmek istedim. Hoop kamera derler adama, tuvalete gitsen olay olur, arkadaşlarını öpsen olay olur. Magazin sayfalarının gündeminden düşmeyiz sonra. Size ne kardeşim de diyemezsin, kaba derler adama. En iyisi ben az meşhur olayım, çok meşhur olmayayım.
*Eskiden meşhur olmak için yönetmenin yatak odasından geçmek diye laf vardı. Ne kadar doğru bilemem. Hala var mı acep, eğer varsa meşhur olmaktan vazgeçiyorum. Yoksa söyleyinde bileyim ona göre meşhur olacam ya da olmayacam.
*Arkadaşım anlattıydı; sevgilisi bakımevinden köpek almaya gitmiş, erkek bir köpek almış, dişi yavru gözüne takılmış, çok masumane bakıyormuş, dayanamamış, onu da almış. Dişinin adını Frida, erkeğinkini Diego koymuş. Sütlerini verip işe gitmiş bir sabah, akşam eve geldiğinde Diego baygınlık geçiriyormuş, Frida da ise şiş bir göbek. Korkmuş hemen veterinere götürmüş. Meğerse, Frida, Diego yu kovalayıp, tüm sütü kendi içiyormuş. Diego açlıktan bayılacakmış.
*Eğer evlenmek istemiyorsanız ama çocuk sahibi olmak istiyorsanız, gittiğiniz sperm bankasının Türkiye'de olması gerekiyormuş, yabancı bir ülkenin sperm bankasından sperm alırsanız, davalık olursunuz. Çünkü anlı şanlı(!) Türk soyumuzu korumamış olursunuz. Maazallah hakkınızda dava bile açılabilir. Bknz: Sevda Demirel
*Magazin dünyası bomba bir haberle sallanırken, benimde iki çift laf etmeden durmam olmaz. Sevgilisinden ayrıldıktan sonra büyük bir hızla çapkınlık sularında yüzmesinin sebebi, ex aşkına tüm ünlülerle beraber olacağını söylemesiymiş. Ünlü olanlar kaçın. Geliyor. Beni kızdıranlarada bedduam artık "Şahan teras kenarında öpsün seni"dir.
*Okuduklarım; Pınar Korkmaz, Hepinizden Korkuyorum (bitti), Ahmet Ümit, Bir İstanbul Hatırası(az kaldı), Fikret Hakan, Joe Brico masumdur(az kaldı), Ayça Atçı, Matruşka (yeni başladım)
İzlediklerim; Clash of Titans, Paris'ten Sevgilerle, Ay Lav Yu, Kolay Para, Kurdun Günü
*Kötü bir haber, sinir edici bir haber, yine kadere bağlanan bir haber. Bir anasıfı öğrencisi tuvaletteli lavabonun düşüp parçaları boğazına battığından dolayı ölmüş. Okulda ihmal yokmuşmuş. Ufacık çocuğun ölmesi kadere bağlanmış. At suçu kadere, kurtul sorumluluktan. Baştaki bile herşeyi kadere bağladıktan sonra, imam ve cemaat ilişkisi.
*Sinirlendim, sayfayı örtüyorum ve bu parçayı da herşeyi kadere bağlayan tüm kadercilere armağan ediyorum. http://fizy.com/#s/1ai8sj
*1 dakika 1 dakika sayfayı örtmeden önce unuttum. Buradan Kamboçya'daki halama, Romanya'ki kayıp teyzeme, Kahire'deki enişteme, Papua Yeni Gine'deki halamın kızı Zehra'ya selamlarımı iletiyorum.
*Hepinizi Ay Lav yu

9 Temmuz 2010 Cuma

Günlükten Notlar 8

*Uzun bir dipten sonra, sıçrayarak havalandım. Fazla sıçramış olmalıyım ki şu an zirveden yazıyorum. Zirveden merhaba
*10102010 tarihinde evlenmek isteyen varsa şimdiden vazgeçsin. Çünkü dolmuş tüm nikah daireleri, 11112011 e tarih alınmaya başlamış. Sordum 13132013 e kimse o tarihe istememiş, o gün boşmuş. O zaman evlenmeye karar verdim.
*Düğünleri sevmiyorum ya mümkün olursa kendi düğünüme de gitmeyecem. Hatta düğün bekleyen insanları daha fazla sevmiyorum."Hadi evlen artık ta düğün görelim, iki oynayalım". Sizi eğlendirmek için mi evlenecem ben. Oynamak istiyorsan bak fuarda açık artık, düğün salonları da ful, her hafta sonu en az 5 düğün oluyor. Git birinde oyna.
*Bir de düğünlerde zorla oynatırlar di mi? "Ölümü gör kalk abi""Biz biliyozda mı oynuyoz.""Hepimiz apaçiyiz"
*Bir akşam fuara gidip adrenalin salgılayalım dedi bir arkadaşım. Kamikazeye binecekmişiz, adrenalinin dibine vuracakmışız. Olur dedim ama tırsmıyor da değilim. Sonra düşündüm ben her gece adrenalin salgılıyorum zaten. Karıncalar (onlar birşey yapmıyor gerçi), yılanlar(Onu da ben görmedim) kapımın önünde görmüşler(belki beni kandırdılar, bilmiyorum), dün gece kertenkele vardı yatağımda, babası sandı beni herhalde. En son nefes alışverişler duyuyordum. Kimse inanmıyordu bana, teyzemin kızı da tasdikleyince, evimi korku tüneli olarak açmaya karar verdim. Full adrenalin
*Ben iyi ki düğün dedim. Arka sokakta düğün varmış. Sesi ancak duydum. Bir şarkı söylüyordu iğrenç sesli bir adam "çiçekçi kız bak banaaa, sarı lira vereceğim sanaaa" teyzem dediydi dedim kendi kendime bu şarkının bu sene düğünlerde çalacağını.
*Pek televizyon seyretmem. Ancak babamlara gittiğimde ya da misafirliğe gittiğimde televizyon açıksa feci halde gözüm takılıyor. "Sarı lira vereceğim ben sanaaa" şarkısını da teyzemlerde görmüştüm. Gönülçelendi herhalde ismi. Yalnız reklam hastasıyım. Küçük çocuklar gibi ekrana kilitlenip kalıyorum. Küçük çocukların da neden reklama taktıklarını anlamış değilim yıllarca. Sırf anlamak için seyrediyorum. Belki de büyümeyen bir çocuğum ben nerden belli.
*Fikret Hakan'ın "Joe Brico Masumdur" adlı kitabında bir hikaye var. Tam benim senaryolaştırmak istediğim hikayeydi. İzin mi almam gerekiyor acaba Fikret Hakan'dan. Benim kafamda dönüp duran hikayelerin ya da senaryolaştırmak istediklerimin başkası tarafından daha önce hikayesi yazılmış ya da filmi çekilmiş olması beni çok ama çok hüzünlendiriyor.
*Düğüne geri dönüyorum. Bugün bir haber okudum. Hangi şehir olduğunu unuttum. Yeri farketmez. Kınada takılan takıları kız tarafı, düğünde takılan takıları erkek tarafı alacakmış. Böyle anlaşmış aileler fakat takı töreninden hemen sonra ortalık karışmış. Koşarak takıları almak için damat ve gelinin odasına gitmişler ve taraflar birbirine girmiş. Takılan takıları niye paylaşılmış aileler arasında, damat ve geline ne kalacakmış anlamadım. Anlaşma da onların yani damat ve gelinin parmağı varmıymış onu da anlamadım. Tamamıyla saçma geldi. Takılan takıları neden vereyim ki? Sevmiyorum işte düğünleri
*Ben böyle konuşuyorum ya düğünleri sevmem de, milleti mi eğlendircem de falan filan diye, herhalde evlenirken sazlı sözlü çalgılı 40gün40gece düğün yapacam. Al diyecekler bana, o kadar atıp tuttun, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
*Evlenirsem şayet imam nikahı kıyacam önce, eğer anlaşırsak resmi nikah kıyarız. İmam nikahı ile boşanmak kolay oluyor, anlaşamazsak :)
*Yazdıklarımı genelde okumam, yazarım ve yayınlarım. Bu sefer değişiklik yaptım. Okudum da ne çok evlilik ve düğünden bahsetmişim. Başıma gelecek varda du bakalım.
*Geçen net sitelerine dolaşırken, bir kitap gözüme çarptı. David Gilmour'dan Film Kulübü, kitaba anında aşık oldum zaten. Tam benlik bir kitap. Okumak istemeyen oğluna tek şart koşuyor. Hafta da beraber 3 film seyretmek. 2 günde bitirdim kitabı. Daha bir anlamlı seyretmeye başladım filmleri. Eğer çocuğum olursa bende film seyrettirmeye karar verdim.
* Bu arada bilenler bilir. İlk seyrettiğim film sinemada Ümit Besen'den Islak Mendil'di. Büyük bir travma geçirdim. O travmayı atlatmak için sürekli film seyrediyorum.
*Film seyrettirmenin en zoru, senin sevdiğin filmi,filmi verdiğin kişinin filmi sevmemesidir ki, anlatamazsın da. Bu beni çok üzüyor.
*Size film koleksiyonumu göstereyim mi :)
*Güzel olduğunuz kadar küstahsınızda bayan
*Yaz ayının gelmesi ile birlikte balkonlarda yaşayan iki ayaklı hayvanuslar ortaya çıktı. Bunlar geceleri sadece ama sadece geceleri ortaya çıkıp anıra anıra konuşurlarki, uyumak bir rüyadır. Bunların yüzünden zar zor uyuduğunuz kısa uykunuzdan kalkıp işe gittiğinizde, gece göremediğini rüyaları gündüz iş yerinde görürsünüz. Dün gece 0000-0030 saatleri civarı eve gelirken sessiz sakin ve derin düşünceler içinde, bu balkonlarda yaşayan hayvanuslardan biri affedersiniz gaz çıkardı ve iğrenç bir sesle, derin düşünceler içinde olan ben birden aklımı çıldırdım korkudan. Domuz çıktı sandım.
*İğrenç seslerden bahsetmişken çok ilginç bir haber okudum. Dünya kupası ile birlikte son zamanların ünlü çalgı aleti haline gelen vuvuzella-vızıltella klasik müziğe de girmiş, gözümüz aydın. Girdiyse klasik müzik dinlemeyi bırakıyorum.
*Şimdilik bu kadar. Çömelsem mi ayakta mı dursam karar veremedim. Çömelince zaten kısa olan boyum daha da kısalacak. Ayakta durayım ben en iyisi.
*İnsan öylece sakince dururken, içinde fırtınalar kopabiliyor.http://fizy.com/#s/1f9xba
*Vedric kaçar olmadan deli

4 Temmuz 2010 Pazar

Günlükler Notlar 7

*Merhaba, hoşbuldum.
*Herkes işini yapsa ne olur sanki. İşyerlerindeki elemanların yaptıkları hariç. O apayrı bir konu neyse. Anlatacağım farklı bir konu. Kırtasiye de ne olur. Benim bildiğim, defter, kitap, kalem, dosya vs vs vs olur değil mi? Yanlış biliyorsam düzeltin lütfen. Ama kırtasiyede havuz ve deniz malzemelerinin ne işi var. Bir kırtasiye de gördüm. Deniz ve havuz malzemeleri geldi yazıyordu.
*Otobüsten insan manzaraları; Hava sıcak, bunaltıcı, durduğunuz yerde terliyorsunuz, otobüs daha da bunaltıcı. Bindiğiniz duraktan 2 durak sonra bir adam biner. Otobüsün zaten boğucu olan havası iyice bozulur. Adam parasını verir. Ama oturmaz. Kolonyalı mendil çıkarır cebinden. Otobüsün camını sonuna kadar açar. Üzerini epey bir sıyırır. "İnsanlar neden terler" diye söylene söylene kolonyalı mendili üzerine sürer. Biten mendili pencereden atar. Hala oturmaz. Göbeği açık, pencereden kafasını çıkarmış bir şekilde yolculuğuna devam eder.
*Dükkan isimlerini neden Türkçe yapmazlar acaba. Coiffeur de la sac (Evet bir berber dükkanı saç kuaförü), Animal shop( Pet shop falan değil burası bildiğiniz kasap), unclesons internet kafe. Kötü birşey tamam kabul ediyorum. Ama ya benim Villam Konutlarını Vilyım konutları diye okumam...
*Annemin ağzından; "Domatesleri suluyordum, bir inek geldi. Otları yiyordu. Sesimi çıkarmadım. Ama yukarı, güllere doğru gelmeye başlayınca kovdum. Arkamı döndüm. Domateslerin başına gittim. Arkadan bir ses duydum, baktım inek bana bakıyor. "Mööö" dedi gitti. Ot mot yemedi. Sanki "kalmadık senin otlarına" der gibiydi."
*Bir ara tuzda yasaklanacak diye birşeyler duydum. Ne oldu o iş? Yürürlüğe girmedi değil mi? Girdi de ben mi kaçırdım acaba?
*Kelebekler neden çoğaldı acaba. Ben bilmiyorum ama korku senaryoları hemen yazılmaya başlanmış. Depremin habercileri olduğunu ve sabahları çarpan kelebeklerin alerji yaptığını duydum.
*Çok kitap okuduğumdan mıdır yoksa belirli bir yaştan sonra mı böyle oluyor bilmiyorum ama eski kelimeleri kullanmaya başladım. Kuzenime inşallah muvaffak olursun dedim. Efendim,dedi. Tahayyül bile edemezsin gibi konuşmaya başladım.
*"Kırk Satır, Kırk Katır" isimli 1000küsür sayfalık kitaba, çıktığı ilk gün soruşturma açılmış. 1000küsür sayfayı çıktığı gün alıp, okuyup, bitirip, dava açan kişiye sonsuz saygılarımı sunuyorum.
*Rize Belediye Başkasının açıklamasından sonra 4 kadının serbest olduğu yasa çıkar mı acaba? Ya bir kadına 4 erkek düşseydi ne olurdu acaba bunların söylemleri. Gerçi beni ilgilendirmezdi tek eş, tek evlilik, her zaman poligamiye karşı bir insan olmuşumdur.
*Kendisi bilmese de (artık öğrendi)benim hayatıma çok şey katan, benim için yeri ayrı olan, ilk tanıştığımızdan beri beni destekleyen, bazı şeyleri yapmamda bana güç veren, destek veren, kendimi bulmamı sağlayan kadın sevgili Pınar KORKMAZ'ın , uzun zamandır beklediğim kitabı en sonunda raflarda yerini buldu. İkinci kitabıda Eylül'de geliyormuş efenim. Edinelim ilk kitabı. 2nci kitabı çıktığı gün imza günü bekliyorum kendisinden.
*Bu arada iyi ki medyada yazar falan değilim. Ama buraya yazınca da medya yazarı oluyorum mu acep. Neyse medya yazarı olsaydım herhalde koğuş ağası ben olurdum. Bu boyla nasıl olacaksam artık. Hiç çıkmazdım içerden. Çıktığım gün beni tekrar içeri alırlardı.
*Cadı kazanına attıklarım Rize Belediye Başkanı, Bir günde 1000küsür sayfa okuyup, soruşturma açan şahıs http://fizy.com/#s/1ajeox

23 Haziran 2010 Çarşamba

Günlükten Notlar 6

*Merhaba
*Geçen ev telefonum çaldı.Pek alışık değilim telimin çalmasına. Bir de çalınca artık modem bağlantısı gidiyor. Petek Dinçöz aradı. Benim hakkımda yazmaktan vazgeç yoksa bir şarkı yazarım sana morarırsın dedi. Tırstım. Kapadım teli. Zaten nadir çalan telefonumda bir gün Tuğba ÖZAY arayacak diye çok korkuyorum.
*Lost fenomeni bitti en nihayetinde, kimilerine göre anlamsız bir sonla bitti. Ne olduğunu anlayamamışlar. Geçen bir arkadaş anlattı anlattı. Sencede öyle değil mi? Senin yorumun nedir dedi. Ben hiç lost seyretmedim, dedim. Çok şaşırdı. Boşuna mı anlattım yani dedi. Evet dedim.
*Lost fenomenlerine bir sürpriz. Gerçi sürpriz olmaktan çıktı. Takip edenler bilir. Stephen King'in 7 ciltlik Kara Kule serisi çekilecekmiş. Zaten Lost senaristleri King hastası ve 7 sezon çekmeyi planlıyorlarmış.
*Geçen filozofları düşündüm. Sokrates, Nietzche, Montaigne vs, gerçekten büyük laflar eden adamlar, düşünmeye sevk eden adam bunlar. Az düşünüyorum ya neyse. Acaba dedim neden Türkiye'de filozof yok varsa bile neden sözleri bu kadar etkili değil diye düşünürken bir ampül yandı kafamda. Var aslında bizim filozofumuz, değerini şimdi bilmiyoruz ama ilerde çok tartışılacak sözleri var. Açıklıyorum bu zat-ı şahanelerinin adını, hazır mısınız. Nihat Doğandır efenim. "Saygıda sıfır hata ile oynarım" lafı beni en çok düşündüren lafıdır. Akıllara zarar.
*Geçen sene Leman Sam bir açıklama yapmıştı. "Ben çok titiz biriyim, mutfağıma giriyorlardı.Girmesinler diye de bahçede patates püresi. Ama baktım mutfağımdalar hala. "E arkadaşlar hadi gidin artık" dedim ve ertesi gün bir tane bile hamamböceği kalmadı mutfağımda" Benim evimde de karınca gördüm bir tane girmesin diye şeker bıraktım bahçeye. Arkadaşlarını da toplayıp gelmiş. Ama ayıp oluyor gidin artık dedim. Gitmediler. Artık onlarla beraber yaşıyorum. Ama çok tembeller ya da bana tembelleri denk geldi. Eve geliyorum. Ne yemek yapmışlar, ne temizlik. Ekmek benden su benden geçinip gidiyorlar.
*Rütük Hanımın çiftliği dizisine ceza vermiş. Kadına küfür ediliyor ve aşağılanıyor diye. Güzeeel. Bunu sevdim. Peki başrol oyuncusunun dövüldüğü sahneye niye ceza vermediler meraktayım. Aralarında tartışmışlar gerçi ama cezaya gerek görmemişler. Yani burdan çıkan sonuç kadına küfür edip aşağılayamazsın ama dövebilirsin mi? Kadının dövülme görüntüleri gayet normal görüntüler mi? Kadına küfür eden diller lal olsun, kalkan eller kırılsın.
*Sinemalarda halk günü diye bir şey var. Aşağılanma, ayrımcılık gibi gelmiyor mu size de? Siz fakirsiniz bugünlerde seyredin der gibi. Zenginler hergün seyredebilir. Halk günü, halk plajı, halk pazarı, halk ekmek, halk peynir, halk zeytin diye de gider bu.
*Nedir benim karıncalardan çektiğim. Az önce kanatlı karınca ısırdı. Umarım radyasyonlu değildir. Karınca adam olmaya niyetim yok bu yaştan sonra. Atom karınca. En sevdiğim çizgi filmdi acaba o yüzden mi karıncalar beni buluyor.
*Atom Karınca diyince aklıma geldi. Şeytanı görmüş bir neslin çocuklarıyız. Evet çocukluğumuzda Clementine diye bir çizgi film vardı. Korkardım fakat çok severdim. Onun için midir acep bu dengesizliğim.
*Vuvuzela hakkında herkes laf söylüyor. Dünya kupasını seyretmem. Aslında futbol seyretmem. Ama sesini duydum. Gerçekten kötü bir ses fakat ya pazar sabahları sünnet çocuklarını gezdirmek için sürekli öttürülen kornalar. Neden buna kimse birşey demez.
*Bir efsane daha bitti. Neyin efsanesiyse artık. Kimine göre efsane oldu. Bir fenomen haline geldi, Aşk-ı Memnu. Halit Ziya mezarında rahat uyur artık. Acaba Bihter'i diğer tarafta görürse tekrar öldürür mü? Ya da dünyaya geri gönderir mi? Burda bari beni rahat bırak diye
*Televizyon dünyası çok ilginç. Ne kadar ipe sapa gelmez program varsa milyonlar izliyor. Babaannem tüm izdivaç programlarını izliyor. Neden izlediğini hep merak ediyordum. Bir ara amcama sarmış. Ordan amcama kısmet bakıyordu. Şimdi de bana mı bakıyordur nedir anlamadım ki. Bir ara sende katılsana diye birşey geveledi ağzında, koşarak uzaklaştım.
*MEHDİX adlı kitabın yazarından efenim, aniden akla gelmiş kitabın isim fikri, "Ben biraz sıradışı düşünen bir insanım, farklı düşünüyorum. Aynanın tersinden baktığınız zaman başkalarının göremediğini görürsünüz." Kutluyorum kendisini farklı düşüncelerinden dolayı.
*Günlükten Notlar kısa bir ara veriyor. Köyde yaşayacağım bir süre, ne kadar bir süre bilmiyorum. Artık hiçbirşey yapamıyorum, yazamıyorum. Gölge filmle ilgilenemiyorum. Beynim sürekli işlemekten durdu. Kendimi nadasa bırakmalıyım. Döndüğümde ne olacak günlükten notlar devam edecek mi etmeyecek mi onu da bilmiyorum. Düşünmedim ne yapacağımı. Şu anda istediğim tek şey sessizlik ve huzur.
*Kaçıyorum ve hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum, bana katlandığınız için :)
* Ayrılırken "http://fizy.com/#s/170s15

4 Haziran 2010 Cuma

Yanlış Zaman Yolcuları

Yanlış zamanlarda, yanlış insanlarla, yanlış yerlerdeydik. , yanlış insanlarla birlikte olduk, yanlış yataklarda uyuduk, yanlıştı yaptığımız herşey ama yanlışın ayırdında değildik. Herşey doğruydu, güzel bir hayat umut ettik. Hayaller kurduk. Bir bir yıkıldı hayallerimiz. Savaştık insanlarla, en çok kendimizle savaştık, insanlarla savaştığımızı sanarak. Umut ettik, bekledik, gelmeyeceğini bile bile umut ettik. Kesindi herşey "reddettik bütün keskinlikleri, kalbimiz bu hayale bir daha dayansın" diye. Kelimelerin arkasına saklandık, inkar ettik arkasında olduğumuzu kelimelerin çünkü "kan vardı kelimelerin ardında", kanlı kelimelerden korktuk. Ne kadar çok korktuk herşeyden ve gerçekleşti korkularımız. Korkmadan yaşamayı beceremedik. Hata yapmaktan korktuk. Korktukça hata yaptık...

1 Haziran 2010 Salı

Günlükten Notlar 5 ve Özel

*Merhaba
*Modemim bozuk. İnternete gireceğim zaman telefonu kaldırıp kapatıyorum. Modem düzeliyor kendi kendine. Geçen açtım telefonu "girmek istiyorum" dedim. Matrix'e giriyor gibi hissediyorum kendimi. Evet ruhu var benim eşyalarımın.
*Geçen farkettim de otomatiğe bağlamış gibi hareketler yapıyorum. 630da kalk, telefonu ertele, 9 dk sonra bir daha kalk, alarmı kapa. Ketıl'ı aç, su ısınsın. Lavaboya git, banyoya gir. Kahvaltı yap. Robot muyum acaba ben diye düşündüm bir an. Değilmişim.
*"Bihter'i senaristler yarattı" Beren Saat hanımefendinin sözünü dinlediniz. Vah ki büyük emekler harcanarak yaratılan karakterlere, vah ki Halit Ziya Uşaklıgil'e, Orhan Kemal'e,Reşat Nuri'ye. Büyük edebiyat ustaları görselerdi eserlerinin ne hale geldiğini, yorumların neler olduğunu, ağlarlardı sanırım. Sızım sızım sızlıyordur kemikleri.
*Google'a da yasak geldi. Gözümüz aydın. Herşeyi yasaklayalım. Evden dışarı çıkmayalım, gazete okumayalım, bilgi edinmeyelim, nette araştırma yapmayalım. Zeki-Metin'in yasakları geliyor aklıma.
*Sakarlık günü: Çayı dök işyerinde klavyeyi öldür, akşam git kafeye kola bardağını kır, yarım saat sonra aynı kafede çay bardağını devir. Daha fazla birşeyleri yıkmadan eve kaç, korkudan evde hiçbirşeyi elleyeme.
*Cuma günlerini cumartesi çalışmayacakmış gibi yaşıyorum. Sonuçta her cumartesi sabahı işe geç kalıyorum.
*Yıllarca sinemaya gittim. Bir ara her hafta gittim. Her gün gittiğim de oldu. Aynı gün 2 filme gittiğimde. Yıllarca 10 dk aralarda ne aradığımı bilmeden arayıp durdum. 10 dk ara diyorlar ama ne arayacağımı söylemiyorlar. Ben de gitmiyorum artık sinemaya. Evde seyrediyorum
*Yalanla politika ne kadar çok birleşmiş. Hatta hayatımıza girmiş."Politik ol yalan söyle" dedi biri bana.
*Bir arkadaşım var o kadar çok konuşuyor ki, o konuşurken yemek yapar, yemek yer, hatta sofrayı toplayıp bulaşıkları bile yıkarsınız. Farketmez bile. Konuşmanıza izin vermediği için, hı hı, evet, anladım kelimeleri yeterli olur. İşin kötü tarafı siz aradınızda yandınız. Telefon faturası için ayrı bir bütçe ayırın.
*"Zaman geçtikçe,ateş düştükçe, peşimde daha çok dolanırsın, beni böyle ayakta dimdik görünce, işte böyle morarırsın" Petek Dinçözün son single ından bir bukle dinlediniz. Kocasından boşanınca hemen yaz şarkısı yapayım demiş, hem intikam almış olurum, hem reklam yapmış olurum vs vs vs. Bir de ben şunu anlamıyorum. Bu şarkıların sözlerini hiç dinlediniz mi? Bazıları çok saçma. Ama müzik cıstak cıstak olduğu için insanlar göbek atıyor oynuyor. Düşünsenize adam ya da kadın, ölüyorum aşkından, ayrıldık senden ağlıyorum, öldürecem kendimi vs vs diye söylüyor ne idüğü belirsiz şarkısını, ama alkol duvarı açıldığı için sözlerin bir anlamı olmadığından oynuyorlar sırf müzikten dolayı oynuyorlar. Cıstak cıstak, haydi eller havaya ismail yekadan gelsin " Allah Belanı Versin"
*"Ayşe Fatma Hayriye haydi çiftetelliye" geçen düğüne gittim. Bu şarkı çalıyordu. Piste fırlayan 3 kadın vardı. Adları Ayşe, Fatma, Hayriye'ydi.
*Köyden eve dönerken, inekler vardı. Yayılmışlar otluyorlardı. Onlar bana baktı ben onlara baktım. Ulan dedim, keşke sizin yerinizde olsaydım. Ne güzel ot yerden, su gölden yaşayıp giderdim. Bir an düşündümde hergün ot hergün ot yenmez ki ya. Zaten herşeyden çabuk sıkılan insanım. Ondan da sıkılırdım. Bir de otobur bir insan değilim ki etoburum. Vazgeçtim dedim. İnekte bana cevap verdi. Möööö!!! herhalde iyi edersin demekti. Anlamadım. Dilleriniz henüz çözemedim.
*Hayvanlarla anlaşmak diyince, geçen sivrisineklerle anlaştığımı düşünüyordum ki, biri, tuttu avucumun içinden ısırdı. Ya gel kolumdan ısır, karnımdan ısır, bacağımdan ısır. Avuç içi ne ya. Nasıl buldun da ısırdın avuç içimi. Tebrik ettim kendisini. Yalnız avuç içinden ısırınca çok acıyor.
*lginç haberler: Moldovia uyruklu Susia'nın kilodundan (kilot mu yazılır külot mu bilmiyorum kilot yazmayı tercih ediyorum) 12 gram eroin, 10 gram kokain, 8 plaka esrar, 9 adet extacy, 1 adet şırınga, 7 adet prezervatif, 1 adet permatik(çift bıçaklı) çıktı. Olala nasıl bir kilotmuş öyle meraklar içerisindeyim.
*Kafam bu ara feci işliyor. Düşüncelerimi kontrol edemiyorum. Geçen birine adres sordum. Sorduğum anda caddenin ismini unuttum. Ama en çok muzurluğa çalışıyor bu ara kafa.
*Hiç mektup arkadaşınız oldu mu? Bir zamanlar mektup arkadaşlıkları da modaydı. Ama yabancılarla. Düşünsenize ortaokulda lisede öğrendiğimiz ingilizce ile ne kadar ingiizcemizi ilerletebilirdik ki. İngilizcemizi geliştirmek için mektup arkadaşları haydi. "How are you" "Fine and you?" "How old are you?" dan daha ileri gidemedi ingiizcemiz. Yabancıların mektubunu okumak için de , nice genç bu yolda heba oldu ve Türkçe İngilizce arası birşeyler konuşmaya başladı. Ne dediğini kendinin de anlamadığı.
"İngilizce deyince aklıma geldi. Babamın anlattığı bir şey vardı. Süt tozu dağıtılırmış okullarda babamın okulda olduğu zamanlar, babam toplu, gürbüz delikanlı. Süt tozları Amerika'dan gelirmiş. İşte müfettişler geldiği zaman babamı görmüşler, demişler ki işte süt tozunun faydası, nasıl da besili. Babam sesini çıkarmamış keşke söyleseydim diyor, süt tozuyla değil bu halim, ben ineğin memesinden süt içiyorum diye.
*Babam diyince aklıma başka anlattığı birşey daha geldi. Bir zamanlar bilen bilir, tarih kitaplarının yazarı Niyazi Akşit'ti. Rahmetli oldu sanırım. Bize sorarlardı. Niyazi Akşit kim? Amcam derdik. Yalan da değildi.Amcamın adı da Niyazi Akşit. Kimse birşey demezdi. Babama bunu anlattık. "Bana da sordular" dedi. "Ama ben kardeşim diyince tokat yedim."
Hepi börtdey tu mi, hepi börtdey tu mi, hepi börtdey, hepi börtdey, hepi börtdey tu mi(Kız Hatçe iyice manyadı bu doktora mı götürsek ne)
*34 sene önce tam da bugün, gecenin bir körü, içerdeki karanlıktan sıkılıp, dışardaki karanlığı merak ederek, annemi rahatsız etmişim. Neyini merak ediyorsun çıkma işte. Neyse, karanlıkta doğmuşum ben, ben doğunca elektrikler kesilmiş. O zamanlar jenaratör nerde.Yok tabii. Meraklı gözlerle etrafımı süzmüşüm, doktor kıçıma şaplağı atınca, niye vurduğunu anlamayıp ağlamaya başlamışım. Zaten sulugöz bir çocuktum. Hala sulugözüm. Tamam ciddi olacağım. Gecenin bir körü doğduğum doğru ama elektriklerin kesildiği hikaye.
Zaman çok çabuk geçiyor ve bazı şeyleri hiç farketmiyoruz. Bir an evvel 18 olmak isteriz. 18 oluruz ve ergenizdir ya artık. İstediğimizi yaparız, istediğimiz yere girer çıkarız. Özgür olduğumuzu zannederiz. 18 yaş geçer 20 li yaşlar gelmek isteriz. 20li yaşların bir an önce bitmesini bekleriz. 20 ila 25 yaş arası sanki hiç yaşamamış gibiyim. Kayıp zamanlarım onlar benim.Neyse hüzün yapmayacaktım. Geçen giden zaman olsun. Geçmişi takmamayı öğrendim. Geçmişin peşimden gelmesine izin vermemeyi. Önemli olan yaşadım diyebilmek ve ben yaşadım. Her ne kadar hatalarım, yanlışlarım olduysa da, öğrettiklerim ve öğrendiklerim de oldu.
O zamanlar beni hep kız beklemişler adım da hazırmış. Özlem olacakmış. Erkek doğduğumu görünce hemen değiştirmişler. Bir de benim en komiğime giden, zayıf kara kuru bir şey doğmuşum. Hemşire bu yaşamaz demiş ve annemin moralini bozmuş. O hemşire beni bir de şimdi görsün peh. 34 senedir yaşıyorum. Bir 34 daha yaşarım.
ve son söz: Bugüne kadar hayatıma giren insanlara, hayatıma girdikleri ve hayatımda oldukları için, hayatıma girip te çıkan insanlara, bana birşeyler öğrettikleri için ve hala öğretmeye devam ettikleri için farkında olmasalarda, herkese ama herkese ama teşekkür ederim. Kırdığım insanlardan özür diler, kızgın ve kırgın olduğum insanları da affederim.
Bitirmeden önce haydi eller havaya der oynamaya giderim. http://fizy.com/#s/1f9xb6

Mırıldandıklarım

Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'içtenliğin' yada 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım nede mutsuz
Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim , yani bizim için...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Günlükten Notlar

*Hayatımıza amma çok kırmızı girdi. Her reklam kırmızı oldu. Tepeden inen kırmızılar, koştuğumuz kırmızılar.Bir de bir ara kırmızı noktalı filmler vardı. Cumartesi geceleri 00:30 dan sonra yayınlanırdı. İki göğüs, iki sevişme gösterecez diye, ne sanat filmlerini heba ettiler yahu.
*Osmanlıcaya sardım bu ara neden bilmiyorum,arasıra gelirler sararım birşeylere. Ondan ne zaman sıkılacam bakalım
*beynimden geçenleri direk senaryoya dökecek ve anında çekecek bir makine olsa David Fİncher, james Cameron, Woody Allen yanımda halt ederdi.
*Bir kitap vardı. "Anneme Reklamcı Olduğumu Söylemeyin O Beni Genelevde Piyanist Sanıyor" gibi birşeydi adı. O kitabı arıyorum. Bulanların, duyanların, görenlerin bana birşekilde ulaştırmasını rica ederim.
*Herkes beni akıllı sanıyor. Aptal olduğumu kimseye söyleme anne.
*Fiskos masası, masanın etrafında toplanıp, fısıldaşılan bir masa mıdır? Masanın dili olsa da konuşsa
*Fazla konuşmayı sevmiyorum, berberlerde aksine çok konuşuyor. O yüzden sevmiyorum berberleri
*Berber diyince iyice kellik ortaya çıkmış, berberde farkettim. Sıfıra vurdurma zamanı gelmiş saçları. (Hangi saç hacı, kalan bir kaç teli demek istedin herhalde)
*İç sesim bugünlerde benimle çok uğraşıyore.
*Zamanında askerden gelen bir arkadaşım sigarayı bıraktım dedim. Tam helal olsun diyeceksen ota başladım dedi heferin dedim. İyi ettin.
*Eskiden ot diyince, dışardaki otları kurutup içiyorlar zannediyordum. Çocukluk işte.
*Tam sigarayı bırakmaya karar vermiştim. Sigara yasakları başladı. Şimdi resimli sigara paketleri geliyor, inadına bırakmayacam. Yasak demesinler kardeşim, yasak dediler mi delicesine yasağı çiğneme isteği doğuyor bende. Sigara yasağı yüzünden sigarayı bırakamıyorum.
*Söylemesi zor kelimeyi son zamanlarda ne kadar çok duyuyorum. Titr,senin titrin ne dedi biri bana. Entellektüel argo "Titrin nedir olum senin" Türkçe meali "Kimsin olum sen" (Dedi biri bunu bana)(Sevgili Pınar Korkmaz'a saygılarımla)
*Uzun zamandır leylek görmedim. Sanırım onun için hiçbir yere gidemiyorum. Bir arkadaşım da çok geziyor. Leylek mafyasına şikayet ettim. Kıskanıyorum çok gezebilen insanları.
*Gazetecilik zor zanaat olmalı. Haber bulamayınca illa uydurması gerekecek. Artık neresinden uydurursa. Neden böyle birşey yazdım. Böyle bir haber okudum çünkü. Haber aynen şu "Sudan'da Alifi adlı bir adam Tombe adlı kişiyi, keçisine tecavüz ederken yakaladı. Tombe'yi bağlayan Alifi, ne yapması gerektiğini köy meclisine sordu.Köy meclisi Tombe'nin keçiyle evlenmesine karar verdi. Tombe evlenmek zorunda kaldığı keçi için 50 dolar başlık parası ödedi" Yazan kişinin hayal gücüne hayran oldum yalnız.
*Bir de gazetecilerin klişeleri vardır. Hiç birşey bulamadıklarında onları kullanıyorlar sanırım. Hazır baskı. Misal ölen kişinin arkasından, ki hele komedyense "Bu sefer güldürmedi"
*Ben gazeteci olsaydım eğer sanırım yazı işleri müdürü ile birlikte go oynardık.
*Bir ara ben go oynuyordum. Yahoo nun oyunlarında vardı sanırım, biriyle 2,5 saate yakın oynadık. Yenildim tabii. Sonra bir japonla oynadım, 10 dk da hap oldum. Uzakdoğu insanıyla go oynamamak gerekirmiş, öğrendim.
*Yemek yapmak ve yemek güzelde, sonra bulaşık mevzusu beni çok hüzünlendiriyor. Bir arkadaşımla yemek yedik. Ben sofrayı toplarım dedi, bulaşıklar sen yıka! Yıkıldım o an.
*Bir fotoğraf makinesi gördüm ve makineye aşık oldum. Şu an sadece platonik olarak aşığım makineye. Çok çok iyi bir makine değil belki ama benim çok hoşuma gitti. Sürekli resimlerine bakıyorum. Hakkında herşeyi öğrendim. Önemli olan bizim anlaşmamız.
*Çok oldu. Kaçarca

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Günlükten Notlar

*İdrak yollarım kapalı uzun zamandır. Ameliyatla açarlar mı acaba?
*Serin bahar akşamları, yeni bulunan cafe, yemyeşil bahçe, sessiz ve huzurlu, bir dostla paylaşılan sessizlik ve armutlarda yapılan kısa bir şekerleme...
*Son günlerde ya sabah ezanında ya da sabah ezanına müteakip uyanıyorum. Ya yaş ilerledikçe vücudum az uykuya alışıyor ya da -bir arkadaşımın tabiri- imana geliyorum farkında değilim.
*Yaşasın banvit, dr oetker, knorr gibi hazır yemekler 5 ila 7 dakika arası hazırlanıyor. hazırlandığı sürede bitiyor. Mercimek köftesini deneyecem yakında alışveriş yaptığım yerde bulamadım.
*Hadi bize gidelim de sana pul koleksiyonumu göstereyim lafı nerden çıktıysa ve kim çıkardıysa o ara amma pul meraklısı vardı. Herkesin evinde pul koleksiyonu. Sahi ne oldu o pullara.
*İşsizlik sorunlarının nedenlerini kadınların iş aramasına bağlamıştı sayın milletvekillerimizden biri geçen sene, bu sene de başka sayın milletvekillerimizden biri işsizliğin yüksek olmasını genç nüfusa bağlamış, kadınlar ve gençler olmasaydı ne olacaktı bilmem. (Gemiyi önce çocuklar ve kadınlar terk etsin) Ama pek sayın başbakanımız da 3 çocuk 3 çocuk diye bağırıp duruyor. Bunlar hep çocuk mu kalacak. Çocuksun sen çocuk kal. Nasıl olacak bu işler hacı?
*Yaptığım ve yapacak olacağım hatalardan ben sorumlu değilim. Kader sorumlu. Vurun kadere
*Zonguldak'taki ölen madencilerimizin kederli ailelerine rahmet diliyorum.
*Kaçanzi

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Günlükten Notlar

*En sonunda aldım göz koyduğum bisikleti, artık benim oldu. Yalnız uzun zaman kullanmadıktan sonra kullanmak bacaklarda ağrı yapıyor.Alışırlar. Bisiklet sayesinde küçük hesaplar peşindeyim.
*2. Kocaeli Kitap Fuarı gidildi, görüldü, beğenildi. Açılışta Türkan Sultan ve Hülya Koçyiğit vardı. Dünya gözüyle görmüş oldum kendilerini. İkisi de çok naif. İlk günün yoğunluğundan bir şey almadım. İkinci gün 10 adet kitap aldım çıktım.
Bu sabah annem geldi. "Yine kitap almış" "Fuara süs olsun diye gitmedim herhalde" "İlla gidince alman mı gerekiyor" "Evet" dedikten sonra öpüp koşarak uzaklaştım. 3üncü kitap fuarının çok daha iyi olacağı kanaatindeyim.
*Bu arada kitapçımı aldatmış hissettim kendimi.
*RTE, 3 çocuk için son hız nefes tüketmekte. Nüfusun artması lazımmış.2038 yılında yaşlı nüfus olacakmışız vs vs vs. Ödül bile vermeyi düşünüyorlarmış ki
Kırıkkale Valisi,"Maddi durumu iyi olmayan evlenmek isteyen kızlarımız ya da damatlarımız bize müracaat etsinler. 3 çocuk yapmak şartıyla gelinlikleri bizden" diyerek RTEsine destek olmuş. Oh la la. Damada da mı gelinlik veriyorlarmış. 3 çocuk yapamazlarsa gelinlikleri ellerinden mi alınıyormuş. 3 çocuk yap(a)mayanların evliliği yok mu sayılıyormuş. Peki ödülü ne zaman alacağız. 3üncü çocuktan sonra mı? Yoksa sözleşme mi imzalayacağız. İlk çocuk doğdu. "Hanııım hemen bekletmeden 2incisini yapalım" 9 ay sonra 3üncüsü için çalışacaz. Ödül bizim olmalııı" Fesuphanallah. Padişahım çok yaşa!!!
"3 çocuk yapacağıma söz veriyorum" "Söz mü?" "Söz" "Söz mü?""Söz" "Söz mü?" "Söz" "Al o zaman gelinlik senin hayrını gör"
*Yemek yapmanın saatlerce sürüp 5 dakikada bitmesi,işte bu beni çok kederlendiriyor. Ama birine yemek yapmak, hazırlamak, başbaşa yemek yemek işte bu beni çok sevindiriyor.
*Yeni bir fenomenimiz var artık çığ gibi büyüyen, facebook ve twitterdan sonra.İsmi "Chatroulette" Şansına kim çıkarsa onunla sohbet ediyorsun, kameralı. Tabii şansına çırılçıplak birinin çıkması %80. Teşhirciliğin yeni boyutu çetrulet. Sevdiğim ve saygı duyduğum bir arkadaşımla konuşurken bana sorduğu soru "Teşhirciliğin altında yatan psikolojik neden nedir?" Bastırılmış cinsellik olduğunu düşünüyorum ben. Bu konuda sinirliyim.
*Bugünlerde kendime ulaşamıyorum. Hep meşgul, hep meşgul.
*Başkaları hani birşeye olmaz der, sen olur dersin, sonunda o iş olmaz ya, olmaz diyen başkaları "Ben sana demiştim" derler ya, ne sinir bozucudur, o başkalarının haklı çıkması.
*Bugünlük bu kadar. Çav Bella

14 Mayıs 2010 Cuma

Ucu Kırık Kalemler


´´Bazen hiç tanımadığımız bir insanı; onun sizden uzakta geçen zamanını belirleyen kişi olduğunuzu fark edersiniz. Bu aslında sanatın ve bir yumak haline gelmiş sorunlarınızın neticesidir. İçe dönük hayatınızın ve uslanmaz dilinizin size kazandırdığı parlak tecrübe...

Bu insanlar kalbinize ulaşacakları her cereyanı ağır hasta olarak yanlarında taşırlar. Tapınılacak yalnızlıklarına ortak bulmuşlardır. Bir fotoğraf ya da bir şiirle yaşarlar.İşin en kötü tarafı acıyarak ya da acıtarak sevmeyi öğrendiklerinden dikkat ve zekaküpüdürler. Onlara dokunmayı, teselli verici birkaç sözcüğü bulana dek duygular aşk noktasına doğru atak yapar. Gördüklerine sahip olmayı arzulayan çırpınışları sessiz yanıtlar olarak karşılarsınız.

Bazen cesaret verici olaylar olur. Kuru teşekkürünüzden daha fazlasını katarsınız sözcüklere. Bir başkasının kalbini dolduran heyecanlara açık kapı bırakırsınız. Ama bu sizi çocuksu talebinizden başka bir şey değildir. Karşılaşmak. Hayat boyu taşıyacağınız yeni bir işaret bulduğunuzu sanmak.
O zaman işler karmakarışık olur. Görüldüğü kadar kolay değildir içinizdeki kırgınlığı bağışlamak. "Yapmamalıydım" dersiniz. Perdeleri açmamalıydım.

Bazı yolculuklara dönüşler düşünülmeden çıkılır. O bazı yolculuklara her gün çıkarsınız.
Tanrının yabancılıkla ödüllendirdiği çocukluğunuzla yan yana yürürsünüz. Çimenlere iliştirilmiş yazıyı dikkatle okursunuz “Çiçek Dalında Güzeldir.”

Bazen hiçbir şey olmaz. Kimse yaralarıyla inleyen şiiri görmez. Sesi olmayan bir kapının kapandığını fark edersiniz. Umursamazlığınızı bir jilet gibi yanınızda taşırsınız. İkon tarzı duruşunuz ve sertliğiniz konuşulur. Başkalarının cesaretini kıran tarzınız, tanımadığınız insanların düşlerine gömülür. Size ellerindeki adresler ve şiirlerle ulaşamazlar. En başından kaybettiklerini düşünürler. Gerçeğiniz karşısında yalancı ve çocukturlar.

Bazen dostluk ya da aşk yerin savaşla tanışırsınız. Onlar kalplerini, zekalarıyla donattıkları bir savaş alanına dönüştürürler. Birdenbire kendinizi gardınızı almış bulursunuz. İki kişilik savaşın nasıl ve hangi nedenlerle başladığı bilinmez. Güçlü kadın imajından kuşkulanırsınız. Böyle durumlarda saçma da olsa bir nedene ihtiyacınız vardır. En yakın dostunuz kahvesini yudumlarken bu nedeni söyleyiverir. Sinirden yeni silahlar, yeni ve ağır karşılıklar bulmak için harekete geçersiniz. Oyuna gelirsiniz. Kaybetmeye alışık olduğunuzu unutursunuz. Nefretten doğacak aşkı beklersiniz. Nefret büyür aşk onun gerisinde kalır.

Bazen göz yaşlarınıza değen birini bulursunuz. Silik bir anıdan içinizi saran hayaller yaratırlar. Kaybolmalarından, yiyecekleri darbelerin onları sıradanlaştırmasından korkarsınız. Başlayamamaktan ya da bitirememekten, gülümserken sakladıklarınızdan, elinizde kalanların boşluğundan, yeri doldurulamaz vedalardan çekinirsiniz. Yine de parlak tecrübelerinizi unutup derinlere dalacak cesareti ve deliliği yakalarsınız.

Ucu kırık kalemleri sırf bu yüzden saklarsınız...´´

Notlar

"Bugünlerde içimden yayılan müzik çok acayip iniyor çıkıyor, iniyor çıkıyor. Dengesiz ruh halleri içindeyim.
"Yaz geldi, akşamları genelde dışarı çıkıyorum. Özlemişim akşam serinliğinde deniz kenarında denizi izleyip muhabbet etmeyi
*Çok yoğun günler geçiriyorum, yaz gelince işlerde açıldı. Çok yoruluyorum. Şikayetçi değilim çünkü uyuyabiliyorum.
* Geçen gün kardeşimlerin evlilik yıldönümlerinin 3 üncü yılıydı. Kutlamak için aradım. İkisi de beni o kadar çok lafa tuttu ki, yıldönümlerini kutlamayı unuttum. Sonra tekrar aradım.
*Dün çarşıya çıkarken bir otobüse bindim. Koltukları uzay mekiği koltukları gibiydi.(çok uzay mekiğine bindim oradan biliyorum :) ) Yerler halıflex çok güzeldi otobüs ki ta içeri girene kadar. İçerdeki koku dayanılmazdı. Allahtan gideceğim yer uzak değildi. Çok fazla katlanmadım. Katlanamazdım da zaten. Bugünlerde kokulara acayip derecede hassasım. Nedense
*İki gün önce keyifli bir insanla keyifsiz bir sohbet ettik. Akşam eve gidince anlattıklarını gözden geçirdim. Ağladım ağlarken uyumuşum. Gece uykumdan sıçrayarak uyandım. Ne gördüğümü hiç hatırlamıyorum ama ağlıyordum yine. Rüyamı düşündüm bulamadım. Sonra uyudum yine
*Bir sabah uyandığımda kadife sesli şarkıcı Norah Jones geldi aklıma. Sabah kalkıp Norah Jones dinledim işe gidene kadar.
*Kadife sesli sanatçı diyince Sezen Cumhur Önal geldi aklıma ne yapıyor acaba gören var mı?
*Geçen rüyamda Fatih Erkoç u gördüm ertesi gün televizyonda gördüm. Sonra ki gün karşıma çıktı. Hayırdır inşallah.
*Çok istediğin bisikleti gördüm yine. Kaybetmiştim. Bisikletle aramda geçen diyalog “akşama kadar bekle benim olacaksın. Kimselere yar etmem seni” Sadece iki cümle döküldü gidonlarından.”Acele et”
*Az önce itfaiye geçti. Siren sesleriyle. İçimdeki yangını söndürmeye geliyorlar sanıp sevinmiştim. Bana gelmiyorlarmış. Ama kırmızı ambulansın gelmesi yakındır.
*Bu aralar film seyredemiyorum. Sürekli okuyorum. Paulo Coelho’nun son kitabı Brida –ki şiddetle tüm cadılara tavsiye ediyorum. Ayfer Tunç “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi” –çok eğlenceli-, Küçük İskender “Siyah Beyaz Denizatları” Küçük
İskender’in şiir serüveni. Üçünü birden okuyorum.
*Face’deki gölge film sayfamda biraz değişiklik yapayım diyorum ama nasıl bir değişiklik karar veremedim. Face notlarına mı yazsam yazacaklarımı karar veremedim. Blogger ımda problem var. Çözemiyorum. Du bakalım.
*Kafamda bir sürü senaryo var. Kağıda aktarmaya korkuyorum. Fikir çalınıp değiştirilir diye. Kafamda tutuyorum. Onun için bu aralar çok ağırlaştı kafam
*Yaklaşık 1 ay sonra verilen sözler tutulursa, hayallerimi gerçekleştirmek için ilk adımı atacağım.
*Bugün haftasonu değil yani benim için değil ama ben hafta sonu modundayım nedense.
*Kendi kendine konuşmalarım artık sesli olmaya başladı. Pencere açıkmış, teyzem duymuş, evde biri var zannetmiş. Arkadaşın mı var kiminle konuşuyorsun dedi. Kendimle dedim. Deli dedi
*2 haftadan sonra yine köy, yemyeşil bahçe, tamamen organik besinler, balkonda kahvaltı. Temiz hava, deliksiz uyku…