23 Eylül 2011 Cuma

Günlükten Notlar IV

 
*Merhaba

*Hatırlarsanız geçen notlarda, Sağlık Bakanlığı'nın obeziteye, pardon şişkoluğa karşı savaş açacağını ve Kasım'dan sonra kampanya başlatacaklarını yazmıştım. Neden Kasım'dan sonra olduğunu, düşündüm durdum ve en sonunda buldum. Kurban Bayramı Kasım’da, o zamana kadar yiyebildiğiniz kadar yiyin. Kasım'dan sonra sıkı bir diyet bizi bekliyor olacak.

-Herkes çatal, kaşık ve bıçakları bıraksın, kilo denetlemesi var. Sen, sen oradaki, şişko, çık bakayım baskülün üzerine. Hımm, hımm 10 kilo fazlan var, al bu şişkoyu, al, al, al. Götürün F tipi rejim odasına.

*Kartel diye bir grup vardı, ne oldu onlara. "Hani bana paraaaa, hani, hani, hani bana paraaa" diye bağırıp duruyorlardı. Sanırım biri parayı verdi, ben de çığırsam "Hani bana paraaa" diye bana da para verirler mi acep?
*Günde 5000 kişi ajanslara dizi ya da film oyuncusu olarak başvuruyormuş. Aha meşhur olmanın yolunu buldum,ben de başvuracağım ajanslara. Ne eksiğim var Kıvanç Tatlıtuğ'dan, hımm bakalım biraz boyum kısa, biraz göbeğim büyük o kadar.

*Okuduklarım; çok konuşulan, hakkında tartışmalar yapılan Elif Şafak'ın İskender'i, kim ne derse desin ben Elif Şafak'ı seviyorum. Mesut Kara, Unutulmayan Yüzler ve Yeşilçam Hatırası; okuduktan sonra zaten sevdiğim Yeşilçam'ı daha da çok sevdim.

*HSYK, tartışma yaratacak kararlar aldı. Bunlardan en önemlisi "tecavüze uğrayan kadının, tecavüzcüsüyle evlenmesi halinde davanın düşürülüp işgücünün azaltılması" idi. Buna yorum yapmıyorum, blogum kapatılabilir, yorumu size bırakıyorum.

*Planking, owling gibi hiç tasvip etmediğim modalardan sonra batmanning modası çıktı. Batmanning'i onaylamıştım, belki beyinlerine kan gider de "Ne yapıyoruz lan biz" derler diye düşünmüştüm ama kan olduğu yerde kalmış. Yeni moda ne ing olduğunu bilmediğim, kafasını klozete sokarak fotoğraf çektirmek.
*Çok yalancı arkadaşlarım var. Geçen gün arkadaşın biri anam ağladı, dedi,  aradım annesini, "ne ağlaması, gayet şenim" dedi.

*Uzun boylu kadınların topuklu ayakkabı giymesi yasaklansın. 150 cm veya 155 cm boyu olan kadınlar giyebilir, diye bir yasa çıksın istiyorum.

*Hepinizi öpüyorum lekeli olmayan dudaklarımdan.

*Bu yağmurlu havada sanırım iyi gelir.sakin sakin

6 Eylül 2011 Salı

Günlükten Notlar -III-

*Merhaba
*Geçen akşam 5 yaşındaki bir çocuk bana şart koştu. Aşağıda okuyacağınız konuşmadaki kişiler ve olaylar %100 gerçektir ve beni dumur diyarlarında dolaştırmıştır
- Nereye gidiyorsun?
+ Eve gidiyorum
- Evde kim var?
+ Annem var, babam var
- Senin çocuğun yok mu?
+ Ben evli değilim ki çocuğum olsun
- Neden evlenmedin?
+ Eee,şey bilmem,çıkmadı karşıma evlenebileceğim biri
- Bul bir kadın evlen
+ Olur
- Seneye kadar evlen ama
+ Tamam


Çocuklarınıza söyleyin, çocuk gibi davransınlar, beni korkutmasınlar


*Küçükken zannettiklerim; Jet Sosyeteyi, evlerinin jet olduğu zengin insanlar zannederdim. Jet Fadıl'ı da jet sosyetenin duayeni.


*Reklam arası: Bir kalbim var ve hep kırılıyor, siz de kasko kaç para..



*Türkiye'nin 3'te 1'inin şişko olduğunu söyleyen Sağlık Bakanımız, bu gidişe bir dur demek lazım diyerek Kasım 2011'de kampanya yapacaklarını söyledi. Kampanya merakla bekleniyor. 1 haftada 5 kilo zayıflayana ne, 10 kilo zayıflayana ne verilecek. Bu arada ben zayıflama dersi verilmesi konusunda Renee Zellweger'i ya da Sibel Can'ı öneririm, ne de olsa tecrübeliler.


*Bir tane  soyismi gibi küçümencik Oya Küçümen vardı. Ne oldu ona, "Ara beni her canın istediğinde, çılgın şeyler aklına geldiğinde" diyordu. Çılgın şeyler aklıma geliyor, arıyorum, ama telefonu sürekli kapalı.


*Hayvan, gerizekalı sevgilim, Allah belanı versin. Yanlış anlaşılmasın beddua etmiyorum bunlar üç farklı şarkı sözü. Ondan sonra, hanım bizim çocuk bu lafları nerden öğreniyor, acep nerden biliyor?


*Reklam arası : Bu kokudan sonra kızlar üstüne düşecek. Düşmezse para iade garantisi var mı?

*"Harry Potter efsanesi, İngiltere’de yaşayan Oberon Zell-Revenheart’ın (68) açacağı ilk büyücülük okulu ile gerçek oluyor. ‘Büyücülüğün Gri Okulu’ adlı okulda, simyacılık, ateş dövüşü ve asa yapımı gibi 16 farklı ders okutulacak. Okula, her yaştan 735 öğrenci kabul edilecek. Normalde alışverişe dahi asası ve büyücü kıyafetleri ile giden Revenheart’ın en büyük destekçisi ise bir cadı olduğunu iddia eden karısı Morning Glory. Revenheart, Harry Potter hakkındaki düşüncelerini ise, “Harry Potter’ı tabii ki seviyorum. Sayesinde okuluma ilgi de artacak” diye özetliyor. O okulda müdür Gandalf ya da Dumbıldor olmazsa gitmem. Tehditte şöyle olur herhalde "Eğer bu okulda başarısız olursan, seni Sauron veya Voldemort'un okuluna gönderirim"


*Taşınma işlerim neredeyse bitmek üzere. Ama taşınma işlerinin en kötü yanı ufak tefek işler olmasına rağmen, ustalar sayesinde birtürlü bitmeyen işler. Sanırım biri bana "Evine usta girsin" diye beddua etti. Buradan beddua edene sesleniyorum. Ya bedduanı geri al ya da senin evine 2, yok hatta 3 usta girsin.


*Ne olursa olsun kendinize iyi bakın,güzel davranın,şimdilik hoşça tıkırdayın

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Günlükten Notlar -II-

*Merhaba
*Taşınıyorum ve her şeyin daha iyi olacağına inanıyorum.
*Taşınmanın en zor yanı eşya toplamak bende, bende nakliyat şirketlerine güvenmediğim için kendi nakliyat şirketimi kurdum üstelik bedava çalışıyorlar. Bu taşınma işinde hiçbir şey zorlamıyor da kitaplarımı ve filmlerimi toplamak zor olacak, Hadi topladım, bir de onları boşaltıp, türlerine göre ayırmak, hizaya sokmak, kitaplığa yerleştirmek gerek. Çok işim var çoook.
*Taşınma olayımı gizli tutmaya karar vermiştim. Sadece 3 kişi biliyordu, en azından ben 3 kişiye söylemiştim ama artık tüm mahalle biliyor. Bazı insanlar lakaplarını sonuna kadar hak ediyor. Eee onun adı Ayaklı gazete.
*"Ben evleniyorum" dediğim zaman ciddi ciddi kutlamalar yapacak insanlar tanıyorum. Benden çok bıktıklarını düşünmeye başladım. Söz evlenirken düğün videomu "Düğün Tv" ye vereceğim, cümle alem öğrensin evlendiğimi.
*"Evlilik, kazandığına pişman olacağın bir oyundur" Chamfort
*Geçen notlarda "göbek deliğine su kaçınca oruç bozulur" hadisesini anlatan arkadaşım sevgili Pınar Korkmaz 'a teşekkür etmeyi unutmuşum, iimdi edeyim. Teşekkürler Pınar..
*Barbie ve Ken bir zamanlar ayrılıyordu hani. Ayrılmamışlar efenim, reklam kokan hareketlermiş bunlar üstelik Havaide tatil yapıyorlarmış. İşte ortaya çıkardığım gerçek burada
*Yokluğumda çok kitap okudum. Senaryo Yazımı John Castello, Senaryo Yazarları İçin Psikoloji William Indick, Dünya Sinemasında Akımlar Esen E.Coşkun, Game of Thrones dizisinin kitabı Taht Oyunları George R.R.Martin
*Yokluğumda çok film seyrettim.Eleştirilere pek kulak asmasam da, eleştirinin mükemmelliğine kanıp, ters köşe olacağımı düşündüğüm fakat değil ters köşe düz köşeye bile gidemediğim Akılalmaz, animasyon tekniğinin çok iyi olmasına rağmen çocuk filmlerinin ötesine geçemeyen Arthur ve Minimoylar üçlemesi, herkesin övmesine rağmen, benim sevemediğim, çok kopuk bir film olan Vay Arkadaş, Manik,Tik,Dildo., 2incisinin hezimetinden sonra, nasıl bir cesaretle çekildiğini hala anlayamadığım, gereksiz oyuncularla ve çok fazla gürültüsüyle rahatsız eden Transformers. “Daha önce batırdığımız tüm Harry Potter filmleri için özür diliyoruz” diyerek yapılan ama bence yine tam olmamış Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Part 2. ve yine beğenmediğim, üstüne, tüm olumsuz eleştirilere rağmen gül koklatmadığım, Tim Burton yapımı Maymunlar Cehennemi'nin yanına bile yaklaşamayan Maymunlar Cehennemi Başlangıç. Hep beğenecek değilim filmleri.
*Mini öykü: Yemeğimi yerken masamın bir köşesine konan sinek, başını kaşımaya başladı. Göz göze geldik, iki dakikaya yakın bakıştık, sinek ne bakıyorsun der gibi baktı ve arkasını dönüp kafasını kaşımaya devam etti ve ben de yemeğimi yemeye.
*Şimdi siz bunu dinleyin ben de uyuyayım.
*İletişmek için sosyal medyanın neredeyse her yerindeyim
http://twitter.com/#!/zgrkst
http://www.formspring.me/zgrkst
http://www.facebook.com/vedric

19 Ağustos 2011 Cuma

Günlükten Notlar -I- (Yine Yeni Yeniden)

*Selam
*Arkadaşımın aldığı, daha doğrusu hediye ettiği Süperman tişörtünü annem beğenmedi, oysa ben artık gizli kimliğimi ifşa etmek istiyordum. Ne öyle bakıyorsunuz ekrana inanmadınız mı Süperman olduğuma? Boyum 35 cm daha uzun, enim 20 cm daha geniş, saçlarım biraz daha gür, gözlerim mavi olsaydı, Christopher Reeve'in hık demiş burnundan düşmüşüydüm.
*Pratik Bilgiler; Danaburnu, toprak altında yaşayan, bitkilere zararlı bir kımıldır ve bitkileri köklerinden yerler. Danaburnundan kurtulmanın yolu ise, ona dayanamayacağı bir şey vermektir. Danaburunları alkoliktir, önüne bir tas bira koyup, dertlerini dinlerseniz, içip içip kahırlarından ölürler.
*Ramazan gelince, bir dolu soru başlar, bu sorular genelde orucun bozulup bozulmayacağı ile ilgili garip garip ve saçma sapan sorulardır. Bu sene sorular daha başlamadı diyordum ki, ilk soru Petek Dinçöz'den geldi,"Mayoyla denize girmek orucu bozar mı?". Bir arkadaşımda denizde, göbek deliğine su kaçar diye orucu bozulacağını söyleyen bir insanla tanışmış. Söylediğinden beri göbek deliğimi inceliyorum, içeri bir şeyler sokmaya çalışıyorum ama olmuyor, belki iftar saatinde oluyordur. Orucumu göbek deliğimle açmayı deneyeceğim, bakalım kısmet.
*Bırak gitsin, dönerse... yavşaktır. Çocuk oyuncağı mı lan bu. "Ben başka kadınların/erkeklerin koynunda biraz zaman geçireyim. Sıkıldığımda dönerim" mi diyorlar. "Başkalarının kollarında yapamadım, sana geldim sevgilim"
*Teoman müziği, Sinem Kobal ve Audrey Tatou oyunculuğu, generaller orduyu bıraktı, bir baktım ki benim bırakacak bir şeyim yok lan, resmen çok üzülüyorum kendime.
*Bilgisayarım transformers olma yolunda hızlar ilerliyor, her akşam benim için şarkı seçiyor, zevkimi öğrenememiş yalnız. Sanırım burada benim borum öter, benim zevkime saygı duyacaksın diyor şair. Aman şair demişim bilgisayarım.
*Ankara'daki Anafen dershanesi öğrenci kayıtlarında, ön koşulları arasına "dershane içindeki kız-erkek arkadaşlığı duygusal boyuta taşıyan öğrencinin kaydı silinir." ifadesini koydu. Peki duyguları nasıl ölçecekler, duygu ölçer diye bir alet mi icat edildi? Aralarından,  şüphelendikleri kişileri seçip alete üfletiyorlar mı?  Ya da nette Aşk Ölçer diye birşey vardı onu mu kullanıyorlar? Nedir yani anlamadım ben.
*İran Kültür Bakanlığı, yayınevlerinden, Hüsrev-ü Şirin hikayesinde yer alan "yalnız kalabileceğimiz bir yere gidelim" ya da "elele tutuşmak" gibi ifadelerin çıkarılmasını istedi. 800 yıllık bizdeki adıyla Ferhat ile Şirinden bahsediyorlar. Tanıdık geldi mi?
*"Müdahale edilmezse aklına esen orkestra kurar" diyerek sokak müzisyenlerini yasaklamasını haklı göstermeye çalışan Beyoğlu Belediye Başkanı, gelen tepkilerden olacak ki "Gürültü yapmadan çalabilirler" demiş. Gürültü yapmadan müzik yapmak, bundan sonraki hedefim, bunu başarırsam zenginim.
*Zenginlik demişken Castin Bibere sesleniyorum burdan "Senin asıl baban benim oğlum yuvana dön"
*Ben Castin'i almaya gidiyorum. Döndüğümde herşey daha farklı olacak.
*Biterken saygıyla tıklayın
.

3 Haziran 2011 Cuma

...

Güçlü olmak artık beni yoruyor olric
herkese karşı dimdik olmak...
arkasında durmak attığım her adımın yoruyor...
Ki buralarda bilmem hangi uykunun hangi köşesinde…
beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı

uyan olric ... doğrul... ..........seni bekliyor.....
düş değil gerçek
..............seni bekliyor...

yanımdaymışsın yalanına kendimi kandırırken
derdin tam orta yerine düştüğümün farkında değildim elbet
kimseye arka bahçelerimden geçen katarların ağırlığını duyurmadım
duymayın da artık beni...

bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken...
o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin
kıstırılmışlığı ile
pusuyorum bazen....
uzun süre gecelere küsüyorum...
uzun süre kendime küsüyorum...
uzun süre kaleme...kağıda küsüyorum...hayata küsüyorum

denizin en sığ yerinden başladık yol almaya olric
şimdi kara görünmüyor gerimizde…

bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa olric
en iyi kendime yazarım ben...
`kış´ dedim, `henüz gitmek için hazırlık yapmıyor´...
hala (d)üşüyorum...(mart)

sen acıyı biriktirmeyi seversin olric…
sen biriktirmeyi seversin....hadi devam et şimdi …kuru yaprakları...
deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları …
senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları…
birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…
ve özlemi biriktirmeye…

siyah dedim en güzel taşıdığım renk...
ve herkesin üzerinden akan renk...
şimdi bunca karanlığın üstüne oturup bir mektup yazmalı ilkbahara
ve yaz´a
`hadi renklerini topla da gel´ demeli...
Sen de sıcağı pek sevmezsin olric…
güz´ü severdin sende…son baharı severdin
bu yüzden mi hep sonbaharlarda sevdik biz…

sonbahar gibi hep kaynayan bir neşeyle savrulurdun hayatın içinde
yaprak yaprak… yön seçmeden…
Ben yüzüme kondurduğum hüzünle boyardım her şeyi…
sen hazan yüzlüm olurdun olric…

Yağmur da başladı olric… Rüzgarın en delisi beni buluyor yine…
O an, `dünyayı karış karış dolaşsam´ diyorum kendime...
Gülümsüyorsun...
ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
ki gözlerin hep güler(di) senin…
şimdi Dünyayı karışlamayı unutuyorum gözlerinde...

martıları da seversin sen olric…Gülümsüyorsun yine..
Ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
Oysa ben bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıkmıştım
sokağa...
martılar dolan gözlerinde yitiverdim...

yağmur hızlandı…rüzgar da... `kış´ dedim, `çok azimli.´
Beni hırpalamak istiyor…
az mı hırpalandım ben olric…
kapıyı vurup çıkışlarımın kar´ı dondurmadı mı beni…
daha bir buza kesmedi mi içim…
dönüşlerimdeki mora kesmiş parmaklarımı hissetmeyişim
ve yüzümde donmuş gözyaşları mı ısıtmaya çalışırken sende hep
dondun ...
ama ellerimde ki mektupları göremedin olric…
`Onları şimdi adreslerine doğru fırlatıyorum´ dedim…
Rüzgarın yağmurun önüne savurdum bir bir... Uçtular ıslanarak....
bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa…
ben de takıldım köşelerine…
biliyorsun ya En güzeli senin hiç gitmeyeceğini bilmek (di) olric...

çekilip içimin kuytularına her ne varsa birikmiş içeride
dökmek var aklımda yeni mektup sayfalarına…
tut beni olric… beni her şeye rağmen tut…
yoksa karanlıklarda yok olacağım…

Ki Aşk; acıtan… kanayan yaranın yanında gözlerinin özlemi…
göz yaşlarımızın tuzlu tadı…karanlığın gölgesinin ayak izi …
belki sen… belki ben…belki biz olamayışımız…
belki aşk´ın korkuya galip gelemediği meydan…
Ki aşk hep sahip olduğum da hiç fark edemediğim olric!...

Belki ben etiketimi serseri mayın yapıştırmışlığımdan…
belki korkusuzluğumdan bir o kadar adam gibi oluşumdan…
belki de sivri topuk giyip salınamayışımdan böyleyim…
içimde ki güç uzun zamandır beni havalandıramayacak kadar ışıksız…
kanatlarımsa hiç olmadı melek değilim…yada var…
olsam olsam şeytan…ama şeytanda bir melek di değil mi ...
kullanma kılavuzum yok sorun beklide bu olric…
yanıldığım bir gerçek

Önce bir şeyleri resmetmenin zorluğunu fark ettim...
Sen ki resmedilemeyecek kadar gizlere bürünmüşsün..
ne kadar kazısam hep pentimento olric..!.
İçimin saklısına böyle bitimsiz bir acı yerleşmişken nasıl söylemeli…
kime ne anlatmalı… kimden ummalı bir çıkış...
ki Yusuf çık o kuyudan çığlıklarıyla ürperirken ruhum…
Olmayacağını bile bile...
seni inadına kirletmeyen…seni büyüten…
seni allayan pullayan…
seni bir başka raftan alıp bir başka rafa koyan
ve bir türlü en uygun mekanı bulamayan…
sana ki hiçbir mekanı yakıştıramayan aşk´tı

Ben…Aşk belki... diyerek çıktım yola…
Aşk belki… her bitenle başlayandı…
Başlayamadım olric!...

aşk dediğim benden doğandı...
gidişimin en büyük nedeni Uzaklarına çekilip… uzaklarından bakmak…
seni yeniden doğurmaktı…
Kim bilirdi ki gitmeye karar verenin…
gitmek için hangi sözün ardına gizlendiğini?
Dönmek için elbet gitmek gerekir ama sen fazla açıldın kıyından…
Çek kürekleri olric... çek kürekleri ...
biliyorsun ki ne kadar çeksen asla kıyılara ulaşamayacağız!

Kış yüklenmişken beyaz dallarına ağaçların..
ocak´tı şubat´tı en son mart´tı…
Kış ağırlığını taşıtıyorken kalplere… buza kestiriyorken yürekleri…
bana dönük adımlarının yavaşlaması
havanın soğukluğundadır kandırmacasındayım…
Oysa ağırlığı veren…
içimdeki Hüznün çığlığında ellerimi sıkışımla avuçlarıma dolan kan…
acısıyla burkulan yüzümdeki göz yaşları…
ve hiç bitmeyeceğini düşündüğüm karanlığın orta yeri...

Eğer yeniden gelseydim hayata deyip kalakalıyorum…
"Eğer yeniden gelme şansım olsaydı hayata...
tüm hatalarımı yeniden yaşardım" diyen şairin
dibe vurmuş umutsuzluğuyla karşı karşıyayım…
Bir daha dönemeyecek olmak... bir daha başlayamayacak olmak...
bir daha gelmeyecek olmak…bir dahası olmayacak olric...
bir dahası hiç olmayacak ...

En keskin can alıcı virajlarını takipteyim şimdi dönülesi yolların...
Kış hâlâ duruyor olduğu yerde... Ben duruyorum…
sen yanımdan hızla geçiyorsun uzaklara ….
Oysa bilmiyorsun ben Uzaklara yollanacak bir mektubu taşıyorum içimde…
Yazılanlar çoktan yazıldı... yaşandı ve bitti olric...
yazılanlar çoktan yazıldı bitti...
asla yinelemeyeceğiz bir daha!

Nereye gitsem yabancıyım…
ve yabancı dediğim güz hep başka…hazan başka…
Havada dolanan yağmur yüklü bulutun tadı başka…
yeşiline aldandığım sonbaharda solan yaprağın izi başka…
bilmiyorsun…
kaç gece intihar sehpalarına kendim vurdum tekmeyi
kaç gece giyotin altında kesildim
kaç gece namludan baktım dolunaya…
kaç gece senden bittim…uçurumundan düştüm kaç kere bilmiyorsun olric…

seni aramıyorum uzun zamandır…seni bulmuyorum…
seni yabancılaştığım… kaybettiğim …
bulamadığım kendimde bile aramıyorum …
ki bulduğum yerde yitirme kesinliği karşımda apaçık duruyor…
bile bile sokuyor kendini akrep…
bile bile gizli ölümlere mezar kazıyorum…
boğazıma dayalı bıçağın sancısı kanadıkça biraz daha ölüyorum…
bundan sonrası hissizlik… ötesi ise silikleşecek…
sus olric…
sus sonsuza kadar… ne sesini duymak istiyorum ne sessizliğini...
hiç bilmedin içimde kanayan sancının derinliğini

Artık hiçbir şeyine dönmeyeceğim gözlerimin ışıltısı sönmüş yüzümü
Ki seni her sabah suskunluğumla bıraksaydım
bu kadar yok olmayacak bu kadar tiz´leşmeyecektin…
yürek atışlarının "dursun artık" istemiyle bakakalacaksın…
nafile... nafile...
bir kere başladın mı artık "bitmek" denen kayboluyor…
sürekli başlıyorsun…
sürekli ardı ardına bağlanmış ip gibi asılı kalıyorsun zamana…
dursa ne çıkar… başladı ve bitmeyecek…sadece yön değiştirecek…
görüntü değiştirecek…isim değiştirecek…renk... mekan... dil...
ama bitmeyecek hiç olric…
ki her şeye bir sözleri var olric…
ben ne kadar her şeye susuyorsam
onlar o kadar her şeye çok tanıdıkmış gibi görünüyorlar…

kim olric kim ….
kim sendeki senden ...başka bir sen oluşturmadan
seni kabul etmeyi ...ta baştan kendine söylemiş
ta baştan göze alabilmişti ki…

kışın dondurucu soğuğu kadar dayanılmazdı zaman…
kitap raflarına kafamı gömüp aradığım asıl bulmak istediğimdi…
aradığım neydi olric…

kış ki önümü kesmeyi sevdi hep…
ama ben kış´a inat bir cümleyle açtım yolları bildin hep!...
ahh işte…
"hep olmayacakları mı ister insan… hep olmayacağa mı yönlendirir
yoksa olayları"
içimdekiler eylül dansından geri kalanlar ver elini olric…
aşk´ın bizi bıraktığı sahilden başlayıp bırakalım içimizdeki
tüm gereksiz cam kırıklarını…

ben elime bez bebeğimi alıp oturayım cam pervazlarında…
ben uçurayım uçurtmamı…sen bilyelerini yuvarla yokuş aşağı
ver elini olric..
"her şey güzel olacak …buda geçecek…
sen güçlüsün" diye diye yolu yarıladık bak!...

Az´ım olric...azımsanıyorum...azım sanıyorum!...
gidip bir köşede biriktirme zamanım geldide geçti bile…
ki az zamanda ne şiirler biriktirmiştim içimde…
sen şiirleri bilir misin olric? Ben bildiğini bilirim…
yorgunluğumun kimsesizliğinde titrediğin her gece …
olric bir tek sendin omzunda dinlendiğim...
Sen ile ben olric…
öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu...
ve bir ve iki ve üç olric…dönüş yok…
Sen ve ben…tükendiğinde yittiğinde her şey "yaşandı bitti"
diyebilecek gücü şimdiden toplamalıydık…
Geç mi kaldık? Olric…
Geç kaldığımızı anlamak için bile mi çok geç kaldık yoksa
Doğruya…
ne varsa beklenen.. arası kapatılamayacak mesafelerce geç kaldık…
Bitmek varsa eğer… geçmişi ak sayfalara kaydedecek …
silmeyecek beyaza boyayacak zaman bitti olric...

Bir an da… hiç olmayacak bir zamanda…
nedir bu kalabalık bu kurtlar sofrası? Ellerinde pankartlar…
`Aşk bir ihtilâldir!´ – `Aşk bir başkalaşımdır!´ –

`Aşk bir yitiştir!´ – Aşk bir ihanettir!
Semender ateşiyle etrafımı sarmışlar elini uzat olric…
uzat elini... ben kendi ihtilâlimden endişeliyim…..
ben her dokunduğumu inciten…
ben her uzandığımı yok edecek bir felaket kadar felaket!

Aşk belki… ağlamaktır...ağladıkça anlarsın…anladıkça ağlarsın…
Nasıl da eritir göz yaşı insanı…Gel seninle bir daha ağlayalım …
Yaşanmışlara… yaşanmamışlara… bir de hiç yaşanamayacaklara
Ağlamak güzeldir olric… ağlamak ki yüreğin temizlik eylemi derler…
Ama bilmezmisin cam kırıkları temizlenmiyor olric!

Her gün bir şeyler değişiyor…
ardımda Bıraktığım hiçbir şeyin bıraktığım gibi kalmadığını biliyorum…
kendimin bile o küçük şehirdeki gibi olmadığını bilmek
her defasında içimi bir parça daha acıtıyor…
kalan sadece benden ufak tefek parçalar…
çocukluğumu gömmüşüm o şehre…küçük mutluluklarımı...
zamansa inadına tepeleyip geçiyor her şeyi…
beni… seni… anıların her anını...
zaman ilerledikçe silineceğine netleşiyor geçmiş…
satır araları canlanıveriyor
isimler yüz hatlarına bürünüp çıkıyorlar karşıma…
Ne desem az… ne desem çok…
ne desem boş…ne desem yersiz ve yetersiz
Aşk´ına vurdum başımı… iflah olmam…BEN ADAM OLMAM…
ne kadar su verirsen ver…artık susuzluğumu gideremezsin
ne kadar ışık tutarsan tut… artık karanlığımı ışıtamazsın
içimde hiç dinmeyen bir fısıltı olarak kalacaksın
olric!... seni kaybetmek bir daha bulamamak demekti…
geç anladım!

Şimdi gölgemize gitmeleri yerleştirip `uzak´ dedikleri yeri
hedefleyelim gel seninle Olric...

seninle konuşmalıydım olric
çok çok önceleri ilk karşılaştığımda…kırılmamışken…incinmemişken..
henüz bu kadar yorulmamışken…
şimdi ne kadar konuşsam gözlerindeki o pus hiç gitmiyor...
hiç gitmeyecek... anlıyorum…
Neden bu kadar üzgün suskunluğuna anlatıyordun acını?
neden hep denizin karşısına … aynı yalnızlığın içinde kayboluyordun?
neden hep susuyordun?
neden hep susuyorduk?
neden hep...
seninle konuşmalıydım olric
ne kadar da benden olduğunu anlatmalıydım….
kendini artık dinlemek zorunda olduğunu bir şekilde anlatmalıydım sana
boş boş baktığın kalabalıklardan değil… kendinden medet...
o...benim evet... yani sen
ben olric, sen olric...

seninle konuşmalıydım olric
zaman aktı geçti yanından… durdun hep…bir şeyler geçip giderken
senden çok şey alıp götürdüğünü bile bile durdun…
sevgililer hep gider olric...biz kalırız artakalan onlardan
ve bize bıraktıkları cam kırıkları...

bir gün yarın diye bir şey olmayacak olric…
yarın´ımız bize varmadan ne mümkünse ya yapmalıyız beraberce
yada ölmeliyiz olric…ya tut elimden..yada bırak ölelim…
ki rüyalarım kabusa dönüşüp bizi kirletiyor olric…

Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma olric...
Düşlerin en güzelini en güzel yapan… senin duruşun...
bakışın... ve suskunluğundu.
Kendine "Yüzünü dökme küçük kız" dedirtecek kadar hazandın..
Söylesene olric bu defa susma ...Bir dahası olur mu düşlerin?
Şimdi Al yalnızlığımı ört üzerine olric...
Belki o vakit bırakıp her şeyi…
gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden…
evet korkularla inançsızlıklarla…kırılmışlıklarla…karşı karşıyayız…
ama bil ki korkular ille de sebepli olric...
"Sevdiğini incitir insan" diyenleri haklı çıkaracak kadar acıyla
yanışım.
Ne ekersen onu biçersin diyen rüzgarım sonrasındaki fırtınalarım…
Bir şiire vurulup da hiçbir şiir olamayışım...
ve nerede… nasıl…
ne zaman sonlanacağını artık pek de umursamadığım…
bilemediğim hayatım…
Hepsi bir "yaşandı bitti" noktasının etrafında dolanıyor…
nokta gelip koyuyor sonunu…
hadi durma Al yalnızlığımı ört üzerine olric...

Duruyorum...susuyorum...
uzun zamandır... Birgün´ü bekliyorum sanırım…
bir gün her şey iyileşecek deyip
içimde Öyle büyük fırtınalar biriktiriyorum ki…
o fırtınaların her birinde "okkalı küfürler" çığlığıma kapılıp
kayboluyor...
Yutuluyorum olric…
doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric...
Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla
yırtarken yazılmışları... yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric..
mutluyduk..mutluymuşum…biliyorum ki artık…

kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum…
sahip olmayacak hayatımıza olric..
işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine…
Al yalnızlığımı olric.

Giderken hiç gitmeyen… kaçarken hep beni izleyen…
her adreste karşıma çıkan sensin olric...
Bak yağmur yağıyor yine… üstelik gri….
Bu aralar yağmurların rengi hep gri...
Sen… yağmur ve bir bardak demli çay...
birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz…
sen çayı çok seversin olric…yağmuru da ben…
sensiz çay ısıtmıyor içimi olric…
bilmiyorsun ki
"koca bir ömrü harcamak" dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim
ben...

seni özlüyorum…yağmur içimde …hep seni özlüyorum olric...
bul beni!
Çek çıkar düştüğüm kuyudan…
ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım…
nefes aldığın her anı hayata döndürememenin telaşındayım..
yazıyorum olric…okuya okuya bul beni…
ne imla..ne satır arası... ne paragraf..
boşluk yok olric...dopdoluyum...
Buralarda kalakaldım olric...
bir o kadar durgun…Öyle bir şey işte...
görüyorum ki Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor…
zaman durmuyor insanlar durmuyor Rüzgar esiyor yine…sular akıyor…
saat inadına tik tak...akşam oluyor… sabah oluyor…
ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor...
ben hariç Hiçbir şey kalakalmıyor olric...

Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric...
İlk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını…
ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini…
hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini
nereden bilebilirdin ki olric...
Şehirler değiştiriyorum…olric…
"içimden şehirler geçiyor sen her durakda duruyor inmiyorsun"lara
takılıp kalıyorum…
Şehirler değişiyor olric… ben değişiyorum…
değiştikçe kanıyorum…
dünya da değişiyor ya...
Bir… yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte...
"Sen yok desen de...ay dolunay işte..."

ve ben vazgeçip her şeyden
hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara...

17 Mayıs 2011 Salı

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım

 “Barajlar gibidir aşk, bunu biliyorum: Bir zerre suyun sızabileceği bir çatlak bırakırsanız, bu su duvarları yavaş yavaş kemirir ve öyle bir an gelir ki, akıntının gücünü artık kimse denetleyemez. Duvarlar yıkılacak olursa, aşk efendi olarak her şeye el koyar; neyi yapabilirim, neyi yapamam, sevdiğim kişiye yanımda tutulabilir miyim, tutamaz mıyım, gibi sorular artık boşunadır… Aşık olmak, denetimi elinden kaçırmak demektir.”

Yuvaya Dönüş

En iyisi yuvaya dönmekti ve döndüm "Scream"lerimle. 
Bir palyaço gibiyim.Herkesi güldürürken,kendisi hüzünlenen

23 Ekim 2010 Cumartesi

Phoenix


Ben orda, akşamına orospular dadanan
Camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
Eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
Kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
Başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
Ya Tanrıya inanır ya da isyana.

Kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
Kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
Bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
Ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
Öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
Kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.

Orası bir ölümdür şarabımı doyuran
Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
Vaftizi gün ışığında bir garip protestan
Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.

14 Ekim 2010 Perşembe

Ne Olmuş Büyük Adam Olamadıysak

Kadın kitap gibidir ufaklık, öyle sade sonunu okuyarak bütün kitabı anlayamazsın. Zaten kadınlarla erkeklerin bir arada olma ihtimali anca romanlarda. Teoride mükemmelsindir, pratikte sıçarsın. Bak bu müzik var ya, bu müziği ben var ya 280 defa dinledin anacım, çoğunda halaydaydım ama şimdi çok uzaktayım. Ben, dinlemekten bıktım onlar evlenmekten bıkmadı ya... Ne bakıyorsun öyle hüzünlü değilim diyorum sana, benim mizacım böyle. Bak şarabım da daha bitmedi. Kendisiyle uzun yıllar süren seviyeli bir ilişkimiz var. Ben ona para harcıyorum o benim başımı döndürüyor, ee ne farkı kaldı kadınlardan. Çak...
.....

Mutluluk paylaşmadan olmaz ufaklık, içindeki sevgiden herkese bir parça vereceksin. Bazısına da az da olsa olur farketmez, zarar etmezsin, hele böyle dört duvarı sularla çevrili bir yerdeysen, en yakın kara parçasına gözlerini kısıp öyle bakıyorsan o zaman dostuna daha çok dikkat edeceksin. Çünkü sevgi öyle her yerde yaşayamaz, kurur gider. Dostunla yüzmesini öğreneceksin, yoksa boğulursun kardeşim. Ya tamam ya tamam bakma öyle, hüzünlü değilim mizacım böyle. Doğduğumdan beri burdayım bak şarabım hala bitmedi. Ben onunla yürüyorum bu yolda, o da içimdeki sevgiyi etrafa dağıtıyor. Ne olmuş yani biraz sarhoş olduysak zafer sarhoşu değiliz ya...
.....

Gitmek cesaret ister ufaklık, gideceğin yer neresi olursa olsun, sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz. Vedalaşmakta zor iştir biliyor musun? Oturursun geminin kıçına, bakarsın sevdiklerine, gittikçe ufalırlar, ufalırlar, kaybolurlar gözden. O zaman anlarsın işte vedalaşmak asıl kalana değil, gidene koyar. Yüz defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle. Bak, şarabımla beraberim. Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum, şarabımdan ayrılmadan hem de. Ben şarabımdan ayrılmıyorum. O da bana,bunca gidene rağmen, hala hayal kurdurtturmaya devam ediyor. Ne olmuş yani büyük adam olamadıysak, hayallerimizi satmadık ya

Herkesin Unuttuğu Adam


11 Ekim 2010 tarihli gazetelerin manşetlerinde ve sürmanşetlerinde 10.10.2010 manyaklığıyla ilgili haberler, Emir Kusturica'nın gitmesi haberi, Mehmet Ali Erbil'in eski eşiyle ilgili haber, İran'dan yakıtla ilgili haber, Aysun Kayacı ile ilgili haber, Kpss skandalıyla ilgili alakasız bir haber vs vs vs. Bunlar Türkiye'nin en çok satan gazetelerin manşetleri ve sürmanşetlerindeydi.
Ama herkesin unuttuğu, 10 liralık banknotların arkasında resmi olan biri vardı ki, kimse onu hatırlamadı. Bu kişi 11 Ekim 1910 tarihinde, Selanik'te doğan Türk matematikçi, TÜBİTAK Bilim Kolu eski başkanı Cahit ARF.
Cebir konusundaki çalışmalarıyla dünyaca ün kazanan Arf, aynı zamanda Sentetik geometri problemlerinin cetvel ve pergel yardımıyla çözülebilirliği konusunda yaptığı çalışmalar, cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılmasında ortaya çıkan değişmezlere ilişkin Arf değişmezi ve Arf halkaları gibi literatürde adıyla anılan çalışmaların yanı sıra "Hasse-Arf Teoremi" adı ile anılan teoremi matematik bilimine kazandırmıştır.
11 Ekim 2010 tarihinde Cahit ARF ismini, gazeteler unuttu, bakanlıklar unuttu. Cahit Arf ismini hatırlayan, ilgili bakanlığın yasaklamaya çalıştığı Google'dı

…!…!…?


'Bu gece yalnızlık yok.
Seni bekleyen yağmur saksıları dolduruyor.
Krem kutularına boşaltıyorum yazdıklarımı.
Rüyalarımda, donmuş nehirlerin üstünden kahkahalar atarak kayıyorum. Yalan konuşuyorum.
Kum saatlerini yakıyorum.
...Biri penceresini açsa kurtulacaksın sanıyorum.
Ama olmuyor.
Bütün pencerelerimi açıyorum.
Ama olmuyor işte.
Meğer sen bütün davetleri reddetmişsin.
Meğer sen tüm çırpınışlarıma sırtını dönmüşsün.
Anladım, çok sevmişsin sokağa küfür gibi çaldığım kırmızıyı..
.''

Umay Umay


Ayaküstü Yaşanmış Ölümsüz Aşk Hikayeleri


1.
bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, '
demiş La Rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...
2.

her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim
bir bakıştan, bir duruştan,
çağrışımın sonsuz hızından
unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda.
belki de yaşanabilecek en güzel serüveni
terk edeceğim
daha otobüsün ilk basamağında.
kim bilebilir ki?
sonrayı, sonrasını kim bilebilir?
gizli gizli veda edeceğim ona; görmeyecek
ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim
otobüs camına bağrında bir ok ile
bir aşk levhası çizecek, ah min-el!
bu da ötekiler gibi,
kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden
yaşayıp gidecek..
3.
şimdi hemen kalksam buradan
hemen çıksam uzun sokaklardan birine
kiminle karşılaşabilirim
kime vurulurum ölesiye, eve dönmeden
geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen
bir ölümcül sevda hangi köşe başında
keser yolumu
bir tenhaya ulak olan
o suret avı
bırakır mı yakamı
haracı ödenmeden
bırakır mı yakamı
bir suretten, bir şiirden, bir hüzünden
ak kağıda düşürülmüş
imzasını görmeden
bırakmazlar yakamı, bilirim, ben ölmeden
4.
hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden
her aşk, her şiir
ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden,
küskün omuzlu terk edilmişliklerden,
perspektifinde hep bir sokak taşıyan
o sessiz
o faili meçhul cinayetlerden
resim altı sözcüklerden
aşk mümkün olsa idi ah, aşığı öldürmeden
bırakır mı yakamı kağıdın ölüm beyazı sureti
elle bilenmiş sözcükler,
yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı
nabzımın atışına ayak uyduran vezninde
gece adımları şiirlerimin
bırakır mı yakamı yaşadıklarımı
dökmeden imgelerin giysilerine
hayatın maskelenmiş gerçekliğine
upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için
yeniden ve yeniden.

Murathan Mungan

Scream (Cümleler)

Sırılsıklam yağan yağmurda şakır şakır ıslanmayı seviyorum. Yağmur herşeyi gizliyor. Hüznümü, gözyaşlarımı…

Dudaklarımda ve kulaklarımda hep yağmur şarkıları…

Bitmiyor, bitemiyor içimdeki savaş. Kaybetti ruhum, kaybedeceğini bile bile girdiği anlamsız savaşı….

Çıkarıp kalbimi ve ruhumu söküp atasım var…

“Çekil köşene tut o zaman yasını” dedi biri bana ve çekiliyorum köşeme.

Bu havada en çok gidecek şarkı,en azından benim sevdiğim…

http://fizy.com/#s/1lwm60

11 Ekim 2010 Pazartesi

Günlükten Notlar 19

*Merhaba
*"Sevdiğiyle evlenemezse ölecek" hastalığı vardı. Ne oldu o hastalık. Artık kimse sevmiyor mu? Yoksa o hastalığın aşısı mı bulundu? Bir de neden hiç bahçesinde hanımeli açan, pembe panjurlu evler yok. Yalan mı oldu onlarca hayal? Çok kafama takılıyor bunlar. Araştırın bunları.Sonra da bana haber verin.
*"Ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünya da" masalı gerçek oldu. Artık soruyu sorduğunuz zaman cevap verecek aynalar mevcuttur efendim. Güzel olup olmadığınızı söylemeyecek belki ama solunum ritminizi, kan ve solunum basıncınızı söyleyecek.
*Epeydir,cadı kazanına kimseyi atmıyorduk. Bu blogta cadı kazanına atacağım kişinin ilki "Madencilerimiz güzel öldüler" lafıyla ünlenip, Şili'deki maden kazasında 69 günde kurtarılan madenciler için, "Bizde böyle bir kaza olsa 3 günde kurtarırdık" diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer. Su kanalına düşüp ölen kız çocuğu istenen 850 bin liralık tazminat için "Eğer onaylanırsa herkes çocuğunu öldürür" diyen Malatya'lı avukat.
*Refah düzeyi yükseldiği için et fiyatları artmış efendim. Bir refah, bir bolluk içindeyim ki sormayın gitsin. Paralarımı harcayacak yer bulamıyorum. Daha çok şeye zam yapsınlar ki, paralar elimde kalmasın. Batıyor yoksa.
*Okuduklarım. Çocukluğumun kahramanı "En Kahraman Rıdvan" Gırgır dergisinin çizeri Bülent Arabacıoğlu En Kahraman Rıdvan'ı tekrar çizdi. Ben de aldım ve okudum tavsiye ederim. Ayfer Tunç'tan Yeşil Peri Gecesi; Güzelliğini zehirli bir sermaye olarak kullanan genç bir kadının hayattan öç almak için soyunmasıyla başlayan bir düşüş hikayesi.
*İzlediklerim; Rina, hayallerini gerçekleştirmek isteyen 3 arkadaşın hikayesi,Gece ve Gündüz, Tom Cruise ve Cameron Diaz dan eğlencelik bir aksiyon komedi
*Arılardan hazetmediğimi anlatmıştım geçen blogta. Arılar kadar hazetmediğim başka hayvan varsa o da sivrisineklerdir. Gün boyu gözükmeyen sivrisinekler, gece tam uykuya dalacağınız sırada harekete geçer ki sinir bozucudur. Uyku muyku kalmaz. Havalar soğudu fakat evimde sesten hızlı uçan bir sivrisineğim var.
*NASA'yı aradım geçen gün. Işınlanma makinesinin akibetini sormak için. "Parça eksik, parça bekliyoruz." dediler. Arkadan "atlatın, atlatın" sesleri geliyordu. Beni mi kandırıyorlardı yoksa deney mi yapıyorlardı, anlamadım.
*Çok ters işleyen bir vücudum var. Süt içiyorum uykum açılıyor, kahve içiyorum uykum geliyor. Ters mi doğmuşum acaba anneme bir sormak gerek. Ya ters doğmuşum ya da annemin tersine gelmişim (Mersi editörüm)
*Süt diyince aklıma geldi. Çok süt içtim, boyum uzasın diye ama eksik kalan birşey vardı. 2130 da uyumuyordum. Ama o zaman Hidayet te yoktu ki, süt için erken uyuyun boyunuz uzasın diyen. Kısa kaldım o yüzden.
*Yorumsuz bir haber başlığı size "Zimbabve'de 3 Nuriye Alço, bir adamın gazozuna ilaç atarak defalarca tecavüz etti"
*Yağmurlar başladı. Kış geliyor. Keyif adamı zamanları başladı. Gürül gürül yanan soba, sobanın üstünde patlayan kestane. Battaniye altında seyredilecek filmler zamanı şimdi...
*Bir blogun daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen başta sevgili editörüme, Antartika'daki halama, Zimbabve'deki amazon teyzeme, NASA çalışanlarına, Güney Kutbundaki eltime, Kuzey Kutbundaki görümceme ve bana katlandığınız sizlere teşekkür eder, tekrar görüşmek üzere hoşçakalın, kendinize iyi davranın derim. Dedim.
*Aslında bu havalara en çok gidecek bir sanatçı var aklımda ama halet-i ruhiyyem izin vermiyor. Onun için haydi bakalım dans edelim http://fizy.com/#s/1f9xb9

7 Ekim 2010 Perşembe

Günlükten Notlar 18


*Merhaba
*Hayvanları seviyorum. Bazı hayvanları uzaktan da olsa seviyorum fakat şu arılardan hiç haz etmiyorum. Tamam, çıkarcılık yapıyorum balı seviyorum hele ki yaptıkları petek bal leziz ama soktular mı feci sokuyorlar yahu. Eeee sokuyorsun biraz sonra öleceksin, daha önce sokanlar öldüler, hiç mi ders çıkarmadın da, sen de sokmaya çalışıyorsun. İntihar etmek istiyorsan beni niye sokuyorsun da canımı yakıyorsun. Öleceksen git beni sokmadan öl. Kamikaze arı. Hiç hoşlanmıyorum hiç.
*ÖSYM artık yeni tedbirler almış efendim. Sınava artık elinizi kolunuzu sallaya sallaya, sadece kimliğiniz ve sınav giriş belgeniz ile gideceksiniz, şekerleme, su, kalem, peçete, silgi taşımanıza gerek yok. Çünkü soru kitapçıklarınızın yanında bir poşet içinde bunlar temin edilecek. Bu arada saatte takmanıza gerek yok. Bu hizmeti de ÖSYM sağlıyor efendim. 20 cm çapında duvar saatlerini sınavın yapıldığı her salona gönderecek. Büyük hizmet, sınava giresim geldi.
*Çocukluğumdan hatırladıklarım; macunlar vardı rengârenk, bir çubuğa batırılıp döndürülürdü, ne güzelde tadı vardı, ne oldu ki onlara. Pamuk şeker bile gördüm, macunları göremedim bir türlü. Bir de eskiden ben bozacılardan korkardım, o “boooozzaaaaaa” diye bağırdıkça, sokağımızdan bir daha geçmesin lütfen diye dua ederdim. Neden korkardım onu da bilmiyorum, çocukluğuma inmek lazım sanırım. Aslında insem, indirseler beni çocukluğuma hiç çıkmasam çocukluğumdan ne güzel olurdu yar ne güzel olurdu.
*NASA dan aradılar geçen gün, ışınlanma makinesini yapmaya çalıştıklarını ama bir 40-50 yıl süreceğini söylediler. O kadar sürem olmadığını, o günleri görmem için yaşlanmayı geciktirici bir ilaç yapmalarını söyledim. Her şeyi de bizden bekleme, git biraz da Norveçli bilim adamlarına bulaş dediler. Norveçli bilim adamlarını aradım ama telefonları hep meşgul. (Stuven sağol)
*İzlediklerim; Pazar –Bir Ticaret Masalı, Ben Hopkins’in yönettiği, Tayanç Ayaydın ve Genco Erkal’in oynadığı filmi beğendim. Film güzeldi fakat oyunculuklar fevkaladenin fevkindeydi. “ Annemi Öldürdüm” 20 yaşındaki Xavier Dolan’ın hem yönetip hem oynadığı filmde nerdeyse ben ölüyordum. Film güzel değil mi? Güzel ama 20 yaşında hem yönetip, hem oynayan ve de gayet başarılı olan Xavier Dolan’ı kıskanıyorum.
*Bu sene çıkan narlar pahalı olacak. Çünkü bilim adamları narın birçok faydasının açıkladılar efendim. Damar tıkanıklığını açan, kanseri önleyen, 10 bardak yeşil çay yerine geçen nar aynı zamanda bel bölgesindeki yağları da eritiyormuş.
*Kurtlar Vadisi Filistin’e Mavi Marmara operasyonunu da ekleyince Nihat Doğan ekibe çok bozulmuş. Mavi Marmara-Baskın adlı film çekeceğini 3 ay önce basına dillendirmiş. Fakat işin büyüsü kaçtığı için filmi çekmekten vazgeçmiş. Mavi Marmara operasyonu öyle film içinde geçiştirilecek bir şey değilmiş. Sinemalarda ne eksik diyordum bende. Buldum bir yönetmen Nihat Doğan eksikti neyse ki şimdilik Kurtlar Vadisi bizi kurtardı. Nihat Doğan’dan Kurtlar Vadisi ekibine geliyor. “Kırdın kalbimiii”
*Gözümüz aydın Recep İvedik-4 yolda. Hem de Berrak Tüzünataç’la yaşadığı balkon skandalını da filme koymuş.
* "Evlenmek yuva kurmak çok istiyorum, yalnızlık canıma tak dedi. O sıkıntılarda çocuğuma çok adadım kendimi, yanlış yaptığımı şimdi fark ediyorum benim de hayata bağlanmam lazım. Yalnız olmuyor. Facebookta bir adresim var, çok teklifler geliyor. Bu işin kurdu oldum. Beğenmediğimi atıyorum. Bu işler kısmettir. Evleneceğim insanın bekar olması birinci kriter. Kendi mesleği olmalı. Ekonomik durumu iyi olmalı beni taşıyabilmeli. Evlenmiş ayrılmış yaşı büyük olabilir. Ben artık bana sahip çıkacak birini arıyorum. Çok yakışıklı olsun kaslı olsun diye bir derdim yok. İhanet korkusu hep içimde var. Korkularımdan dolayı bir set örüyorum kimseye yaklaşamıyorum” bu lafların sahibi şarkıcı Hamiyet’tir efendim. Yorum yapamıyorum. Yorum sizindir.
*Kış geliyor. Bu sene erken gelen, sert bir kış yaşayacakmışız. Kendinize dikkat edin efendim. Bir dahaki notlara kadar sıcak kalın.
*Haydeee rumba de barcelona http://fizy.com/#s/1lroew

24 Eylül 2010 Cuma

Günlükten Notlar 17

*Merhaba
*Bir arkadaşım bir haber söyledi. Notlarım için iyi bir haberdi. Kısa eteklilerin okula alınmaması ile ilgili. Gugul amcaya sorduk. "Kısa etekliler okula alınmadı" diye yazdık. Verdiği cevap: "Bunu mu demek istediniz: Kısa etekler okula alınmadı". Hee onu demek istedim. Kendimiz evde oturuyoruz, eteklerimizi, pantolonlarımız okula gönderiyoruz. "Ne elbiseler gördüm içinde insan yok, nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok" der ya Mevlana. He işte üzerinde elbise olmayan insanların elbiseleri okulda.
*Ece Erken twitter'a annesinin gelmesinden korkuyormuş. Twittera girerse yanarmış. Ee annesi gazete okumuyor mu acep.
*"Kpss'nin iptaline üzüldüm" dedi yetkili mercilerden biri. Mirkelamdan gelsin yetkili merciye "Üzüldüğüne üzülseeem" ama senin üzülmene üzülemiyorum be müdür. Seni üzgün görmeye üzülemiyorum yapamıyorum bir türlü.
*İsviçreli bilim adamlarına duyuru, herşeyden vazgeçsenizde ışınlanma makinesi icat etseniz ne güzel olur biliyor musunuz? Yapın bunu gelip yanaklarınızdan öpeceğim söz.Düşünsenize bir yerden bir yere gitmek için otobüse binmiyorsunuz, yanınıza gelip saçma insanlar oturmuyor. Uçak tutması gibi bir sorun yok. Jetlag yaşamıyorsunuz. Parayı veriyorsunuz. "Anafartalar durağı Skati bey" diyorsunuz veya her nereye gidecekseniz ve 2 dk sonra oradasınız trafik derdi yok, geç kalma derdi yok.Bence süper. Hadi İsviçreli bilim adamları bir hamle bekliyorum sizden
*New Kids On The Block ne yapıyor şimdi acaba? Blokların yeni çocukları bloklarında eskidi mi? Yoksa yeni bloklara taşındılar mı?
*Üzgünüm ama komik geldi bu haber bana. Balıkesir'lilerden af diliyorum. Bir daha ancak 1000 sene sonra olabilecek bir olayın hazırlığındalar Balıkesir'liler. 10.10.2010 tarihini Dünya Balıkesir'liler Günü olarak ilan etmişler. Kıskandım ama. Mesela hiç 41.41.2041 diye bir tarih olamayacak.
*Bu aralar herkes yavşak. Kimse gerçek yavşak çıksın söylesin. Biz de rahatlayalım. -Kara yavşak benim. -Hayır benim, -Hayır benim, -Hayır ben...
*Sigara ve içkileri sansürleyen rtük, tecavüz sahnesini neden sansürlemez ve hergün hergün gösterilmesine izin verir ki? Tecavüz, sigaradan daha matah birşey midir?
*Teknolojik aletlerim artık benimle konuşmaya başladı. En son face "en son arkadaşlık isteği aktivitenizi anlatın" dedi. Kaç kelimeyle anlatayım dedim. Cevap gelmedi.
*Sinema ve tiyatro sezonu açıldı. Bu sene gayet iyi filmler ve oyunlar var. Türk sinemasında 65 tane film gösterime girecek. Sinemalarda kombine bilet olsa hiç fena olmaz hani. Buradan yetkililere sesleniyorum. Kombine bilet istiyorum sinemalara. Her sezonda söylüyorum ama ses yok, bu sefer bekliyorum böyle bir atılım.
*"Sevgili değiliz sadece arkadaşız", "sevgili değiliz beraber yemeğe çıktık", "sevgili değiliz beraber rahatlıyoruz" İlişkilerin gelişim sürecini kronolojik sırayla okudunuz. Yeni moda ise beraberliklerini, ayrılıklarını tweetleyerek yazmak." Anne, babam sana nasıl evlenme teklif etti" "Çok romantikti yavrucum önce faceden çiçekler çikolatalar yolladı. Sonra twitter da evlenme teklif etti"
*Jöleli saçlı gazeteci, gazeteleri ve internet medyalarını denetleyen yayın kurulu oluşturulmasını istemiş efendim. Eğer bu kurul oluşturulursa, yavaş yavaş klavyelerinize veda edin.
*“Beste yaparken ilham gelmesi denilen garip hallere düşmüyorum, bir profesör gibi araştırıyorum, okuyorum ve yaratıyorum”. Şimdi de bu lafı söyleyen zat-ı muhteremin profesör gibi araştırıp, okuduğu ve yarattığı şarkı sözlerinden bir kaç demet. Buyrun " Seni çöpe atacağım poşete yazık. Bi sigara yakacağım ateşe yazık" "Aşk gidene acımak mı? Bu yükü taşımak mı? Yarayı kaşımak mı?""Aşk bu kızılötesi yaralı müzesi hareket edemem" Tanıdınız mı? Evet ta kendisi. Zat-ı muhterem bir de ilham gelse ne yapacağız bilmem.
*Eskilerden hatırladıklarım; şimdi birçoğunuz bana katılmayabilir ama ben balık yağından nefret ederdim. Sanırım balıkla aramın bozukluğu da oradan geliyor. Bize yutturulan balık yağı, jelibon gibi, şeffaf, yuvarlak bir şeydi ve iğrenç kokardı. Zar zor yuttururlardı. Şimdi değiştirmişler kokmuyorlar artık ama ben bir kere nefret ettim. Yalnız sanırım faydası olmuş. Eskileri çok net hatırlayabiliyorum. Hatta bir gün bir arkadaşım hafızam yüzünden benden nefret ettiğini söyledi. Ama sanırım yaş ilerledikçe bu özelliğimi kaybediyorum. Uzun geçmişi hatırlıyorum, yakın geçmişi hatırlamam için üzerinden zaman geçmesi gerekiyor. Yaşlanıyorum herhalde.
*Sertap Erener; Zeynep Doruk'u twitter da keşfetmiş ve sahneye çıkarmış. Ne twittermış yahu. Allahım beni kim keşfedecek acaba? Beni de keşfedin. Ben de twitterdayım. Daha çok mu yazmam gerekiyor acaba keşfedilmem için?
*"Git .....Git-me! Bırak yanına aldığın o kalbi yerine,senden sonra gelecek olanları da düşün,haydi şimdi gidebileceksen git." der Murathan Mungan ne de güzel der.
*Çocukluğumun oyuncakları; Solo testi hatırlar mısınız? Çocukluğumun zeka oyunlarından biriydi. İlk oynamaya başladığım zamanlarda beceriksiz çıkardım sürekli. Çok bozulurdum.
*"Yüzde yüz bize destek olun demiyorum ama bazı tipleri de ekrana çıkarmayın" yetkili mercimiz söylemiş efendim bu lafı. Şimdi tipine göre mi muamele yapacaklar. "Senin tipini beğenmedim, sen ekrana çıkamazsın","Sen tipsizsin, ekranda görüntü kirliliği yaratırsın" gibi mi seçecekler ekrana çıkaracaklarını.
*İşi gücü olmayan bir takım insanlar Türkiye'nin ilişki haritasını çıkarmışlar. İl il enleri sıralamışlar. Bu arkadaşlara göre liste şu şekilde Kendine en çok güvenen kadınlar İzmir’de, En cesaretli şehir – Kocaeli, Din ve mezhebi en çok önemseyen şehir - Erzurum, Etnik köken fark etmez diyen şehir - Mardin, Fiziksel özellik olmalı diyen şehir - Adana, Meslek çok önemli diyen şehir - Malatya, Aşkın yaşı yok diyen şehir - İstanbul, Çiçeği burnunda aşık şehir - Şanlıurfa, Düğün dernek isteyen şehir - Iğdır, Bağlanmaktan korkan şehir - Çankırı. Eşinizi seçerken nereli olduğuna dikkat edin efenim.
*Bu notlarında sonuna katlandık. Üşenmeyip okuduğunuz ve bana katlandığınız için teşekkür ederim. Yeni notlarda görüşmek üzere.

17 Eylül 2010 Cuma

Günlükten Notlar 16


*Uçuşa hazır mısınız? Geri sayım başladı. Az kaldı.10-9-8-7….0
*Merhaba yukarıdaki yazıyı lütfen reklamlardaki ya da yarışmalardaki dış sesin okuduğunu düşünün. Eğer öyle okumadıysanız o sesi düşünerek tekrar üstü okuyunuz.
* Tatilden dönerken otobüs hareket etmeden önce bir ara şoförle göz göze geldik. Şoförün gözünde aynen “uçuşa hazır mısınız” ifadesi vardı ve uçtukta. Arkada “Tek rakibim Türk Hava Yolları” yazıyordu. İnince gördüm. Kazasız belasız inince toprağı öptüm.
*Uçur beni Skati…
*Annem geçen sigarayı bırakmam için yine telkin yaptı bana pek işe yaradığını söyleyemem. En azından bende, inatçı bir adamım çünkü. “Sigara yasakları kalksın sigarayı bırakacağım söz” dedim. Terlik gösterdi.
*Bu arada sigarayı bırakmak için bir ilaç var ismi “Bıktın”. O ilacı ben her gördükçe bıkmadım derim ki. Kavga ederim ilaçla. “Bıkmadım” “bıktın bıktın” “bıkmadım işte” “Aslında bıktın, ama sana bıkmadın gibi geliyor” “Ne bıkacağım bıkmadım işte sana inat bıkmayacağım”
*Şimdi bunları yazdım diye sigara içmeyenlere de kötü örnek oluyorumdur herhalde. Bunlar sadece şaka. Bırakabiliyorsanız bırakın. İçmeyenlerde başlamasın Ama dediğim gibi ben sigara yasakları kalksın, barlarda, kafelerde içilmeye başlasın o zaman bırakacağım
*Bu aralar her şey ve herkes beni terk ediyor. Önce göbeğim yavaştan terk etmeye başladı. Sonra Sebastian. Neyse ki Sebastian benim yakın arkadaşıma gitmiş, benim beyin faaliyetlerimden sıkılıp, sanki arkadaşım, benden farklıymış gibi. Şimdi de zaten seyrekleşen ama dökülmesi duran saçlarım tekrar terk etmeye başladı beni.
*Bihter, Bihterlikten kurtulup artık Fatmagül mü olacak? Herkes şimdi Fatmagül’e acıyıp yolda yazık ne biçim tecavüz ettiler mi diyecekler? Neyse oyuncuların karakterleriyle özdeşleşmesine az sonra değineceğim.
Asıl beni meraklandıran yastık konusudur. Dizi çevrilirken Beren Saat psikolojik yardım aldığını söylemişti. Hülya Avşar’da psikolojik yardım almadığını, o zamanlar yastık mastıkta kullanılmadığını söyledi. Bu yastığı ben hep merak ediyorum. Yüzlerce film izledim, binlerce sevişme sahnesi ama yastığı hiç göremedim. Nerede o yastık gören var mı?
*Gelelim oyuncuların karakterleriyle özdeşleştirilmelerine. Bilen bilir Kıvanç Tatlıtuğ, Ezel dizisine katıldı. Haberlerde şöyle bir başlık “Behlül, Ezelde” Böyle yazınca Behlül karakteri Ezel dizisine katılmış gibi oluyor. Oysa farklı bir karakterle misafir oyuncu olarak oynuyor. Bir yorum okudum. “Aile yapısına uymayan, ahlaksız bir dizide oynayan bir kişinin Ezel dizisine katılmasını kınıyorum. Artık Ezel’i seyretmeyeceğim” Ee peki Sibel Kekilli de porno filmlerde oynamıştı. Fakat Duvara Karşı filmiyle Altın Ayı aldı. Son filmi Ayrılık ta çok başarılı bir oyunculukla başarıdan başarıya koşuyor. Onu da protesto edelim mi he hacı.
*Ağzını kapatıp telefonla konuşmanın modası geçti biliyordum ben ama geçmemiş. Yalnız ağzını kapatıyorsun da bağıra bağıra konuşuyorsun be abicim. Nasıl olacak bu işler.Graham Bell görse “Allahım ben ne yaptım derdi” herhalde
*Okullar açılıyor. Rengarenk önlükleri görünce bizim zamanımızın insanlarının neden karamsar olduğunu anladım. Siyah önlük, beyaz yaka. Her taraf siyah. 5 sene her yerde siyah görüyorsunuz düşünsenize içi mi açılır insanın. O yüzden şimdiki çocuklar daha zeki.
*Uzun bir süre (1 ay kadar) ailemle beraber kalınca, çok alışmışlar sanırım bana, babam sensiz bu evin tadı yok, sensiz sanki birşeyler eksik dedi. Annem, “kim bilir ne yiyorsun, yemek yapabiliyor musun” diye sordu. Sanki 2 senedir tek başıma yaşamıyormuşum gibi.
*Size o kadar dedim (KPSS soruları olanlara) verin bana diye vermediniz bak şimdi adamlar 10bin dolara satmışlar. Eee ne oldu peki bana vermediniz de. İşte iptal oldu. Peki ne oldu 10bin dolar verenler. Bir bardak soğuk su içti. Afiyet olsun.
*Şu yeme işine bir son vermem gerek. Tamam düzenli ve saatinde yemek yiyorum ama çok yiyormuşum. Gittiğim kafede İspanyol Omleti istedim. “Sen doymazsın onunla 1 yumurta ile yapıyoruz onu” dedi.
*Bu aralar Chaplin’e feci takmış durumdayım. Slapstick filmlerini, uzun filmlerini, hayatını anlatan filmi seyrediyorum. Bu arada bir Chaplin hediyesi aldım ki çok mutlu oldum. Tekrar ve tekrar teşekkür ediyorum kendisine. Ama yeni neslin Şarloyu bilmemesine fena içerledim. Sessiz filmde seyredilir mi dedi. Anlatamadım güzelliği, yıkıldım.
*”Sıkılaşıp,incelmek için 5dk nız var mı?” 5 dk derken. 5 senenin 5 dkda geçeceğini mi söylüyor acaba. 5 dakikada sıkılaşıp incelmek için değil 5 dakika 555 dakikamı bile veririm. Göbeğim gitsin yeter ona bile razıyım. (Sevgili arkadaşım çokomastik’e teşekkürler.)
*Kızlar uzak durun fotodaki abi fena olmuş. (Sevgili çatlak arkadaşım Zübeyde’ye teşekkürler)
*Okyanus ötesine saygılarımı(!) sunarım. Okyanus berisine de sevgilerimi. Reveransla huzurlarınızdan ayrılırken Okyanus ötesine saygılarımı(!). Okyanus berisine de sevgilerimi sunarım.
*Haydi eller http://fizy.com/#s/1lrxvs

12 Eylül 2010 Pazar

Günlükten Notlar 15

*Merhaba
*Nasılsınız, sağolun bende iyiyim.Biraz canım sıkkın. Geçmiş bayramınız kutlu olsun.Nasıl geçti bayram. Ben uzun senelerden sonra geleneksel olmayan bir bayram yaptım. İyi de geldi.
*Sebastian bayram tatili ve refarandum için Afrika'ya gitmek için izin aldı. Refarandumda oy kullanması gerektiğini bunun bir vatandaşlık görevi olduğu hakkında uzun bir nutuk atarak izin verdim. Ama şimdi aklıma geldi ki Afrika'da referandum yok, sanırım Sebastian kaçtı.
*Özgürlükten yanayım ama köleliğe karşı değilim. (Spartacus)Sen hem özgürlük için savaş, milletin idolü ol sonra kalk romalıları köle olarak al. Bu ne yaman çelişkidir annem.
*Parayla mutluluk oluyormuş.75 bin doları olan insan mutlu olabiliyormuş efenim.
*Tek testisli olan bir ata 71 bin dolar verilmesi, meclisin gündemine oturmuş. 71 bin doları bana versinler, damızlık olarak beni kullansınlar. 75 bin dolarla mutlu olunuyorsa aradaki 4bin dolarlık farkı görmeyiveririm
*Tatile giderken otobüste şöyle bir konuşmaya şahit oldum.
Kız: Hayır diyeceksin değil mi
Erkek: Evet diyeceğim
Kız: Allah aşkına hiç maddeleri okudun mu
Erkek: Okudum askerlik 9 aya düşecekmiş.(ilk şok) Erkek çocuğumuz olur belki ona yarar. Hem zaten anayasanın değişmesi lazım şu anda kaç anayasası kullanılıyor 64 değil mi( En büyük şok, aklım dimağım durdu, konuşmanın ondan sonrasını duymadım)
*"Öyle tipler var ki evlenmeye niyetleri bile yok" RTE, benim evlenmek zorunda olduğunu düşünen, hadi artık evlen artık diyen sevgili akrabalarım acaba en yüksek merciye beni şikayet etmiş olabilirler mi diye düşündüm bir an. Tam tamam bulun evleneceğim demeyi düşünürken bu açıklamayla herşeyden vazgeçtim. Cins biriyim biliyorum.
*Bir köşe yazarı köşesinde şöyle bir şey yazmış ve takıldım. "Alın size bir flashback. Sene bilmemkaç yılları ..." Flashback yazıyorsun huuu. Köşe yazarısın sen kullandığın kelimelere dikkat et. Şöyle yazalım istersen. Alın size flashback sene bilmemkaç şöyle oldu böyle oldu. Come on now günümüze gelelim. Bıdıbıdıbıdıbıdı. İsterseniz birde future da neler olabileceğine bakalım. Come on. Nasıl böyle iyi mi annem.
*Geçen gün geçmişe gittim efendim. Evet geçmişe gittim. Geçmiş çok yavaşmış. Tatil dönüşü otogarda net kafe vardı benimde zamanım vardı. Dedim bir gireyim 5 sene önceki neti kullanıyoruz sandım bir an. Ben yazıyorum yazdıktan 10 sn sonra yazılar gözüküyordu. İşkence ettim biraz kendime ama daha fazla dayanamadım işkenceye çıktım.
*"Gayemiz aciz haneyi taciz etmek değil, bilakis şu efkarı umumiye de bir aile bacası tüttürebilmektir. Cevabınız nispetinde kalp-i harabemi tamir edeceğinizi umduğumdan dest-i izdivacınıza talibim efendim" demek istiyorum birine ama "mahremi suratınıza silleyi osmaniyeyi nakşedersem şayet sekteyi kalpten terki hayat eylersiniz." demesinden korkuyorum.
*Tatil sonrası ilk iş günü sabah geç kalıyorum diye yataktan fırladım. Koştura koştura işe geldim. Sen 10'da gelecektin dediler. ohh mondio gidip 10 da geleyim o zaman dedim geldin artık geeç dediler.
*Yine bir antik kent (Allioni) baraj suları içinde kalmaya mahkum edilecek. Sayın bakanımız araştırmış öyle bir yer yokmuş. Ben de kendimden şüpheye düştüm. Kendimi araştırdım. Ben aslında yokmuşum. Çelişkiler içinde yüzüyorum
*Son notlardan bu yana film izlemedim. O yüzden izlediklerim yok yalnız okuduklarım var. Ayça Atçı'dan Matruşka, içiçe geçmiş, birbirine ve birbirinden savrulan hayatlar okunası. Victoria Forester'dan Uçabilen Kız, bir umut kitabı, çocuk kitabı olarak gözükmesine rağmen her yaştan okuyucuya hitap eden eğlenceli bir kitap.
*Film deyince filmleri bir kere izlemem anlamak ve yazmak için 2 kere izlerim. Demeyin ki bir seferde anlayamıyor musun? İkincide daha çok ayrıntıya takılırım, oyunculuklara bakarım, yönetmenine daha önce çektiği filmlere, konularına, sahne benzerliklerine, oyuncuların, oyunculuklarına, görüntülerine, bir çok açıdan seyrederim filmi 45 derece,90 derece, 56 derece, 63 derece, amuda kalkarak, yan dönerek olan açılarla
*"Yüksek bir yerden kendini bırakmak gibi aşk...Aşağıda kollarını açmış seni tutmak için bekleyen birinin olduğuna inanmak istediğin an atlıyorsun gözlerini kapatıp. Küçük bir umut...Orada olmayacağını, kollarını açıp beni tutmayacağını bilerek bıraktım ben kendimi...Yüzümü yaktı rüzgar, korktum. Korktum ama düştüm!Aşkına düştüm..."(Ayça Atçı Matruşka)
*Eh ben ufaktan kaçar. Hepinizi geleneksel öperim.
http://fizy.com/#s/13jh71

5 Eylül 2010 Pazar

Günlükten Notlar 14


*Merhaba
*Sebastian kapıları ört, dışardan siyasi girmesin, siyaseti sadece ve sadece ben yaparım, ukalalığım ve kendimi beğenmişliğim üstümde.
*Orhan'la rakı şişesinde balık olduğumuz akşamlarda, Cahitte katılırdı aramıza yaş 35, yolun yarısı dediği anda sustururduk onu 11 sene sonra ki ölümünü hatırlatıp, o anda kaybolurdu denizde uzaklara bakıp, Ümit Yaşar renklendirirdi soframızı, şiirlerini okurdu içli içli ve kim olduğunu asla söylemezdi uzaktaki sevgilisinin, Özdemir Asaf gelir kafa karıştırırdı 4-5 satırlık mısralarıyla. Zamanı gelse de yine yapsak.
*Türkler uçuyor, hakikatten uçuyorlar yalnız, alın size İstanbul Beşiktaş müftülüğünden bi reklam kampanyası "Ramazan geldi iyiliklerde kat kat sevaplar, günahlarda %100 arınma fırsatı değerlendirin" Caponlar bu reklamları görseler filmlerinde ki uçan adamlar yerine bizimkileri oynatırlar. Efekte gerek yok herkes uçuyor.
*"Bana göre haber artık gazetenin birinci öncelikli içeriği değil" Ertuğrul Özkök. Alın size bir uçan adam daha.
*O değilde kalemlere çok acıyorum. Uzun zamandır elime kalem alıp yazmış değilim. Oysa ki bir sürü kalemim var hepsi hüzünlü hüzünlü bana bakıyorlar. Bilgisayar çıktı mertlik bozuldu. Bilgisayar ekranına yazılan kalemlerden varsa onlardan istiyorum
*Erosu öldürdüler Zeus, gönder şimşeklerini, öldürmüş olanlara.
*Efsanevi U2 İstanbul'da. Efsanelerle dolu bir yıl oldu. Siz bu satırları okuduğunuzda onlar ya gitmiş olacak ya da şarkılarını söylüyor olacaklar. Ama o kadar dedim hafta sonu gelin diye dinlemediler. İptal edemeyizde edemeyiz dediler. O değilde Scorpions'a gitmek isterim bak. Adamlar jubile yapıyor.
*Bir laf söyleyip, ertesi gün ya da ertesi hafta ya da ertesi ay ya da ve ya da seneler sonra söylediğinin tam tersini söyleyen dengesiz insanlardan hoşlanmıyorum. En dengesiz Vedric (Gölge)
*Mizah dergileri okuyucuları bilir. Bülent Arabacıoğlu'nun efsanevi kahramanı En Kahraman Rıdvan yakında kitapçılarda. Bilenler bilmeyenlere anlatsın.
*İzlediklerim Karate Kid yeni versiyon,Cilala,parlat devri bitmiş, as, giy,çıkar, at, kaldır versiyonu başlamış, cilala parlat, cilala parlat nereye kadar, Riddly Scoot'tan Russel Crowe lu Robin Hood, bir efsanenin nasıl doğdunu daha öğrendik ama ben Errol Flynn'ın Robin Hood'unu hiçbirşeye değişmem.Varsa elinizde gönderin. Feo Aladağın yönettiği başrolünde Sibel Kekilli'nin oynadığı Ayrılık izlenesi, Sibel Kekilli, her filminde daha iyi oluyor. Yönetmenliğini Vincenzo Natali'nin yaptığı, Adrian Brody ve Sarah Polley'in başrolünü paylaştığı Splice, DNA'larla oynamayın. Film açısından bereketli bir haftasonu oldu.
*Ponpon kızlar başbakan geleceği için gösterileri iptal edilmiş. Niye ki diye sorup bırakıyorum cevapları sizden bekliyorum. Benim vereceğim cevaplar hem beden sağlığıma hem ruh sağlıma zararlı olabilüür.
*RTE hikayesini anlatınca Bono kahkayı basmış. Bono gelsin bana ben ona ne hikayeler anlatırım. Ağzını bırakıp başka tarafları ile güleceği. Konserden sonra Bono bana uğrasın. Sebastian ayarla bunu.U2 müziğini yapıp gitse siyasete karışmadan ya da siyasiler müziğini dinlese U2 nun siyaset yapmadan.
*Bir skandal daha. Açıköğretim lise sınav sorularıda cevaplarıyla birlikte birinin üzerinden çıkmış. Evlere servis soru-cevap kitapçığımız vardır. Ya cidden bu evlere servis edilen soru-cevap kitapçığından elinde olan varsa lütfen göndersin bak yakında KPSS var. Yok diyorsunuz peki bir başkasından çıktığını göreyiiiim, hele bir göreyim...
*Atlara hiç ilgim yoktu, ama şu yukarda görmüş olduğunuz güzele vuruldum. O da bana vurulmuş olmalı ki o kadar huysuzmuş aslında fakat beni ve makinemi görünce sakinleşip fotolarını çekmeme izin verdi. Belki de bana vurulmamıştır, foto çektirmeyi seviyordur bilemiyorum. Bir daha görüpte soramadım.
*Efenim geçen blogu okuyanlar bileceklerdir uydurmasyon bir kısa filme başladım. Okumayanlarda okusun özet geçipte kendimi yoramayacağım. "Transilvanyadaki şatolarında oturmakta olan Fredi, Çakinin gelini ve çocukları Orphan şimşekli ve fırtınalı hava da mutlu mesut otururken kapı acı acı çalar, "Acının miktarını azaltmalıyım, çok acı çalıyor" diye düşünür Fredi, kapıyı açınca karşısında ev sahibi Frenkeştaynı görür. "Ne istiyorsun Frenki, der Fredi, gecenin bu saatinde" "Evi bir an önce boşaltmalısın Romanya dan oğlum David Omen gelecek" der Frenki "120 yıllık sözleşmemiz var şimdi bas git yoksa hepinizin kabusu olurum" der Fredi'de. Frenki arkasını döner aheste aheste gider. Bir an döner arkasını "Siz görürsünüz" der. Frenki, Frediye ne gösterecektir. David Omen'ın ne Romanya'da ne işi vardır. Hepsi daha fazlası bir dahaki notlarda
*Eveeet bir notların daha sonuna geldik, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, ramazan bayramınızın şeker gibi bir bayramınız olmasını diliyorum
*Ve buyrun hep beraber http://fizy.com/#s/1lucd6

2 Eylül 2010 Perşembe

Kendi Kendime

Çok acayip şeyler yaşıyorum hayatımda. Anlatsam kimsenin anlamayacağı, bana en yakın insanların bile bana delisin sen diyeceği şeyler. Ne olduğunu, neler olduğunu anlayamadığım, iyi mi yapıp kötü mü yaptığımı bilemediğim şeyler. Bana göre iyi yapıyorum ama kimi zaman düşünümüyor değilim "Başkası olsa benim yerimde ne yapardı" diye. Kırılmalar yaşıyorum, kırılmalar öyle oluyor ki, kırılmanın seslerini bile duyuyorum. Tökezliyorum, düşüyorum, yeniliyorum. Kalk diyorum kendime,kimin olduğunu hatırlayamadığım lafı söylüyorum kendi kendime" yine yap, yine yenil, bu sefer daha iyi yenil". Kendimi haksız çıkarmıyorum, kalkıyorum. Tekrar deniyorum ve tekrar yeniliyorum ve bazen ölüyorum tekrar doğmak için. Ölü zamanlarımdayım, herşey gri, herşey puslu, herşey belirsiz.
Biliyorum çıkacam yakında çıkacam ölü zamanlarımdan ve derin derin soluyacam havanın eşsiz kokusunu, kırılmalarıma rağmen, kırılmalarıma inat yürüyeceğim karanlıkta ışıklar saçarak