yazın mavi akşamlarıyla ineceğim patikalara
buğdaylarla bezeli ufak otları çiğneyerek:
ayaklarımda o tazelik, aklım bir karış havada
bırak yıkasın çıplak başımı rüzgar diyerek
konuşmayacağım, düşünmeyeceğim bir an bile:
lakin tırmanacak içimde bitmek bilmez aşk
ve ben uzağa, uzaklara gideceğim derbedercesine
doğayla, ve mutlu, sanki bir kadınlaymışçasına
19 Ağustos 2009 Çarşamba
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Dorukların Uykular Üstünde Yükseldiği Yer

Büyük kayalar bana dedi ki aramıza geliyorsun ama
Seni saran bu yürek yok mu hiç yeryüzünde
Başımı salladım ve öldü diye yanıtladım
Dilsiz koca kayalar diz çöktüler önümde.
16 Ağustos 2009 Pazar
Ruh Ölümü
Ruhumun ölümü gerçekleştirdim. Öldürdüm onu bir daha hiç yara almaması için. Ruh ölünce beden ne yapar? Yaşar öylesine, anlamsızca amaçsızca. Özlem duygum yok, sevgi, nefret, kin hiçbir şey hissetmiyorum artık, düşünmüyorum bile sadece bedenim yaşıyor. Deli gibi kitap okuyup, film seyrediyorum, kelimelerin anlamını düşünmeden, filmlerin mesajlarını irdelemeden. Sadece okuyup, seyrediyorum.
Dışarı çıkıyorum, bir kafeye oturuyorum, insanları seyrediyorum, seslerini dinliyorum. Herkes aynı kalıptan çıkmış gibi. Hepsi boş geliyor, anlamsız konuşmaları beynimin içinde yankılanıyor. Kelimeleri toplayıp, bir anlam çıkartayım diyorum ama hiçbir anlama gelmiyor kelimeler ya da ben anlamlandıramıyorum kelimeleri. İnsanların konuştuğu dili bile anlamıyorum artık.
Herkes konuşuyor,annem, babam, kardeşim, patronum, arkadaşlarım, dayılarım, teyzelerim, herkes ama herkes konuşuyor ve bunların hiçbirini anlamıyorum. Her tarafta ses var çok ses var. Benimse anladığım sadece başımın deli bir şekilde ağırdığı. Ruh ölümünü gerçekleştirdim. Beden ölümü ne zaman olur bilmiyorum. Ama aklımda hep bir kare var. Filmin adı "Pi"...
Dışarı çıkıyorum, bir kafeye oturuyorum, insanları seyrediyorum, seslerini dinliyorum. Herkes aynı kalıptan çıkmış gibi. Hepsi boş geliyor, anlamsız konuşmaları beynimin içinde yankılanıyor. Kelimeleri toplayıp, bir anlam çıkartayım diyorum ama hiçbir anlama gelmiyor kelimeler ya da ben anlamlandıramıyorum kelimeleri. İnsanların konuştuğu dili bile anlamıyorum artık.
Herkes konuşuyor,annem, babam, kardeşim, patronum, arkadaşlarım, dayılarım, teyzelerim, herkes ama herkes konuşuyor ve bunların hiçbirini anlamıyorum. Her tarafta ses var çok ses var. Benimse anladığım sadece başımın deli bir şekilde ağırdığı. Ruh ölümünü gerçekleştirdim. Beden ölümü ne zaman olur bilmiyorum. Ama aklımda hep bir kare var. Filmin adı "Pi"...
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Orada Kimse Var mı?
Bugün size ne aşktan, ne şiirlerden,ne filmlerden, ne kadınlardan, ne erkeklerden, ne kendimden bahsedeceğim.. İnsanlıktan bahsedelim biraz.
Hepimizin bildiği, artık hergün görmekten duymaktan bıktığımız bir cinayet var. Münevver Karabulut cinayeti. O kadar salkım saçak olmuş durumdaki, yeri bilindiği ve görüldüğü halde yakalan(a)mıyor Cem Garipoğlu denen şahıs. Bir insan katledildi. Basın sayesinde Cem Garipoğlu'nu savunan insanlar var ve fan sitesi oluşturulmuş. Bu bana Katil Doğanlar filmini hatırlattı. Bir insan katledildi ve bu bir tane değil. Her gün onlarca, yüzlerce insan katlediliyor. Gazetelerin üçüncü sayfasında kısacık haber olarak çıkıyor ve duymadığımız, basına yansımayan o kadar çok insan katli var ki.
Hayvanlar için bir tas su bırakın kampanyası başlatılmış. Yanlış anlaşılmasın hayvanlara karşı değilim. Hatta severim hayvanları, güzel bir uygulama amma peki dışarda kalan, evlerinden dışarı atılan, yetmezmiş gibi işlerinden atılan insanlar. Artık onlarca, yüzlerce insan köprü altlarında yaşıyor
Tarih 17 Ağustos 1999 saat gece 03 suları, hepimizin hatırladığı, kimimizin yaşadığı bir deprem yaşandı. Onbinlerce insan hayatını kaybetti. Resmi rakamlara göre 20bin, resmi olmayan rakamlara göre 30 binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Olağan üstü hal ilan edilmesi gerekirken edilmedi. Bir çok ülkeden yardımlar geldi, bir kısmı ulaşmayan, bir kısmı alaşağı edilen yardımlar.
İnsanların barınmaları için evler yaptırıldı. Deprem konutları, prefabrik evler yaptırıldı. Aradan 10 sene geçti ve şimdi İran'ın yaptırdığı deprem konutlarından insanları çıkartıyorlar ve burayı vilayet lojmanları yapıyorlar. Bu insanların bir çoğu işsiz artık ve köprü altlarında yaşıyorlar.
Dün çarşıda dolaşırken bu insanların evlerini tekrar geri almaları için düzenlenen imza kampanyasına şahit oldum ve 6 kişi vardı. Sadece 6 insan, bu insanlar için uğraşıyordu ve kimse imza atmaya yanaşmıyordu. Sanki orada kimse yoktu. Herkes kendi derdine düşmüş, öylece yürüyordu. Attım imzamı ve pek çok insanın yaptığı gibi sahte isim ve soyadımla değil. Gerçek ismim ve soyadımla.
Orada kimse var mı? Bu insanlar sadece imza bekliyor evlerine tekrar kavuşabilmek için. Herşeyden önce İNSAN
Hepimizin bildiği, artık hergün görmekten duymaktan bıktığımız bir cinayet var. Münevver Karabulut cinayeti. O kadar salkım saçak olmuş durumdaki, yeri bilindiği ve görüldüğü halde yakalan(a)mıyor Cem Garipoğlu denen şahıs. Bir insan katledildi. Basın sayesinde Cem Garipoğlu'nu savunan insanlar var ve fan sitesi oluşturulmuş. Bu bana Katil Doğanlar filmini hatırlattı. Bir insan katledildi ve bu bir tane değil. Her gün onlarca, yüzlerce insan katlediliyor. Gazetelerin üçüncü sayfasında kısacık haber olarak çıkıyor ve duymadığımız, basına yansımayan o kadar çok insan katli var ki.
Hayvanlar için bir tas su bırakın kampanyası başlatılmış. Yanlış anlaşılmasın hayvanlara karşı değilim. Hatta severim hayvanları, güzel bir uygulama amma peki dışarda kalan, evlerinden dışarı atılan, yetmezmiş gibi işlerinden atılan insanlar. Artık onlarca, yüzlerce insan köprü altlarında yaşıyor
Tarih 17 Ağustos 1999 saat gece 03 suları, hepimizin hatırladığı, kimimizin yaşadığı bir deprem yaşandı. Onbinlerce insan hayatını kaybetti. Resmi rakamlara göre 20bin, resmi olmayan rakamlara göre 30 binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Olağan üstü hal ilan edilmesi gerekirken edilmedi. Bir çok ülkeden yardımlar geldi, bir kısmı ulaşmayan, bir kısmı alaşağı edilen yardımlar.
İnsanların barınmaları için evler yaptırıldı. Deprem konutları, prefabrik evler yaptırıldı. Aradan 10 sene geçti ve şimdi İran'ın yaptırdığı deprem konutlarından insanları çıkartıyorlar ve burayı vilayet lojmanları yapıyorlar. Bu insanların bir çoğu işsiz artık ve köprü altlarında yaşıyorlar.
Dün çarşıda dolaşırken bu insanların evlerini tekrar geri almaları için düzenlenen imza kampanyasına şahit oldum ve 6 kişi vardı. Sadece 6 insan, bu insanlar için uğraşıyordu ve kimse imza atmaya yanaşmıyordu. Sanki orada kimse yoktu. Herkes kendi derdine düşmüş, öylece yürüyordu. Attım imzamı ve pek çok insanın yaptığı gibi sahte isim ve soyadımla değil. Gerçek ismim ve soyadımla.
Orada kimse var mı? Bu insanlar sadece imza bekliyor evlerine tekrar kavuşabilmek için. Herşeyden önce İNSAN
scream
çok mu önemlidir anlamak, anlaşılmak? Neden kimse beni anlamıyor diyorum ki? Ben kendimi anlayabiliyorum mu da anlaşılmak istiyorum. Kendime sorduğum ne çok soru var bu aralar
7 Ağustos 2009 Cuma
DE GÜLÜM
de gülüm! De ki: ela birgünde geleceğim
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten - hakikatten- ten değiştiren yüzüm!
göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak...
göreceksin – sevinçten ağlayacaksın gülüm - ki
işte o vakit bana – doğrudur! -
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak...
göreceksin gülüm! bekle, göreceksin!
Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
Bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten - hakikatten- ten değiştiren yüzüm!
göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak...
göreceksin – sevinçten ağlayacaksın gülüm - ki
işte o vakit bana – doğrudur! -
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak...
göreceksin gülüm! bekle, göreceksin!
Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
Bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak
4 Ağustos 2009 Salı
...
Küçükken hiç oyuncağım olmadı benim. Başkalarının elinde oyuncak oldum. Her söylenene inandım. Hala da inanırım. Sevgili annem beni kandırmayı çok sever. Bir teyzemizin daha olduğu yalanına yıllarca inandım. Oysa ben olmayan teyzemizi çok sevmiştim. Yıllarca onunla tanışma hayali kurdum. 3 teyze neyime yetmiyorsa...
Büyüdüm annem hala beni kandırmaya çalışır. Üstelik başarır da çok mu safım acaba. Sade annem olsa iyi teyzelerim de annemle ortak olur hep beraber yalanlarına ortak ederler beni. Saf ben inanırım, 4 kadın söylüyor inanmayıp ta netçen. 1 hafta 2 hafta hatta bazen bir ay sürdürürler bu yalanı. Aradan geçen zaman sonra anneme konuyla ilgili birşey sorduğumda " üfff Özgür ne safsın, yalan söyledik sana" der. Derim niye beni kandırıyosunuz diye de sen de inanma der annem hep. Evet evet safım ben, kandırılmaya müsaitim. Kandırın beni!
Bu arada yanlış anlaşılmasın, söyledikleri yalanlar asla canımı acıtacak yalanlar değil, onu yapmazlar zaten. Canımı acıtacak yalanları başkaları söyledi. Neyse geçelim.
Oyuncaklardan bahsediyordum ben. Nerden nereye geldim. Dediğim gibi küçükken hiç oyuncağım olmadı. 5 yaşındaki çocuk ne yapar? Oyuncakçılara girer, oyuncakları karıştırır, şunu bunu ister. Ama ben ne yapıyordum. Kitapçılara girip, kitapların resimlerine bakıyordum ve kitap istiyordum. Hala der annem küçükken de cinstin, hala cinssin. Evet cinsim! Bu yüzdendir çizgi romanlara hasta olmam, çizgi filmleri sevmem. Dün akşam kuzenimi sinemaya götürdüm. Abi, dedi, ilk defa senin yaşında birinin çizgi filmleri sevdiğini gördüm dedi :) Ne yapayım. Renklerin gizemli dünyasında kaybolmayı seviyorum. Beni benden alıyor. Tasadan dertten uzak 2 saat geçiriyorum. He oyuncaklar, artık var oyuncaklarım kah ben alıyorum, kah kardeşim alıyor. Her doğum günümde kardeşim oyuncak alır bana. Bazen kendime doğum günü yapıp ben kendime hediye alırım. İçimdeki çocuk büyümedi. Oturdu kaldı oturduğu yerde. Büyümesin o da büyürse ben kiminle oynayacağım!
Kitapçılar demiştim bir yerlerde. 5 yaşında kapı numaralarını okurdum. 6 yaşında trt de büyüklere okuma yazma öğreten bir program vardı. Ordan öğrendim okumayı, annem öğrendiğinde okumayı bildiğimi kısa bir şok geçirdi. Belki de uzundur bilmiyorum. İlk kitaplarım çizgi romanlardı. Zagor ve Red Kit, sonra Ten Ten ve Asterix geldi. En büyük avantajım babamın Seka da çalışmasıydı. Kırpıntıdan kitap getirirdi. Ne salak insanlar derdim kitapları atıyorlar. Kitaplar atılır mı hiç. Onlar en büyük hazine. Onlar atıyor, kitaplar bana kalıyordu ne güzel.Uzun bir süre kitaba para vermedim. Ama bu beni şımartmadı tabii, kitaplar çok pahalı diye hayıflanmadım hiç, aldım birsürü kitap, hala da alırım. Annem ( biliyorum çok annem dedim) derdi ki; "bu kadar okuma en sonunda kafayı yiyecen" Haksız çıkartmak istemedim annemi. Kapı gibi raporum vardı. Üzerinde Bipolar bozuk yazan. Kayboldu ama raporum, bir daha da almadım. Herkese diyorum düzeldim. Herkes beni akıllı sanıyor. Ama şşşş kimseye söylemeyin aramızda kalsın. Ben normal değilim!
Büyüdüm annem hala beni kandırmaya çalışır. Üstelik başarır da çok mu safım acaba. Sade annem olsa iyi teyzelerim de annemle ortak olur hep beraber yalanlarına ortak ederler beni. Saf ben inanırım, 4 kadın söylüyor inanmayıp ta netçen. 1 hafta 2 hafta hatta bazen bir ay sürdürürler bu yalanı. Aradan geçen zaman sonra anneme konuyla ilgili birşey sorduğumda " üfff Özgür ne safsın, yalan söyledik sana" der. Derim niye beni kandırıyosunuz diye de sen de inanma der annem hep. Evet evet safım ben, kandırılmaya müsaitim. Kandırın beni!
Bu arada yanlış anlaşılmasın, söyledikleri yalanlar asla canımı acıtacak yalanlar değil, onu yapmazlar zaten. Canımı acıtacak yalanları başkaları söyledi. Neyse geçelim.
Oyuncaklardan bahsediyordum ben. Nerden nereye geldim. Dediğim gibi küçükken hiç oyuncağım olmadı. 5 yaşındaki çocuk ne yapar? Oyuncakçılara girer, oyuncakları karıştırır, şunu bunu ister. Ama ben ne yapıyordum. Kitapçılara girip, kitapların resimlerine bakıyordum ve kitap istiyordum. Hala der annem küçükken de cinstin, hala cinssin. Evet cinsim! Bu yüzdendir çizgi romanlara hasta olmam, çizgi filmleri sevmem. Dün akşam kuzenimi sinemaya götürdüm. Abi, dedi, ilk defa senin yaşında birinin çizgi filmleri sevdiğini gördüm dedi :) Ne yapayım. Renklerin gizemli dünyasında kaybolmayı seviyorum. Beni benden alıyor. Tasadan dertten uzak 2 saat geçiriyorum. He oyuncaklar, artık var oyuncaklarım kah ben alıyorum, kah kardeşim alıyor. Her doğum günümde kardeşim oyuncak alır bana. Bazen kendime doğum günü yapıp ben kendime hediye alırım. İçimdeki çocuk büyümedi. Oturdu kaldı oturduğu yerde. Büyümesin o da büyürse ben kiminle oynayacağım!
Kitapçılar demiştim bir yerlerde. 5 yaşında kapı numaralarını okurdum. 6 yaşında trt de büyüklere okuma yazma öğreten bir program vardı. Ordan öğrendim okumayı, annem öğrendiğinde okumayı bildiğimi kısa bir şok geçirdi. Belki de uzundur bilmiyorum. İlk kitaplarım çizgi romanlardı. Zagor ve Red Kit, sonra Ten Ten ve Asterix geldi. En büyük avantajım babamın Seka da çalışmasıydı. Kırpıntıdan kitap getirirdi. Ne salak insanlar derdim kitapları atıyorlar. Kitaplar atılır mı hiç. Onlar en büyük hazine. Onlar atıyor, kitaplar bana kalıyordu ne güzel.Uzun bir süre kitaba para vermedim. Ama bu beni şımartmadı tabii, kitaplar çok pahalı diye hayıflanmadım hiç, aldım birsürü kitap, hala da alırım. Annem ( biliyorum çok annem dedim) derdi ki; "bu kadar okuma en sonunda kafayı yiyecen" Haksız çıkartmak istemedim annemi. Kapı gibi raporum vardı. Üzerinde Bipolar bozuk yazan. Kayboldu ama raporum, bir daha da almadım. Herkese diyorum düzeldim. Herkes beni akıllı sanıyor. Ama şşşş kimseye söylemeyin aramızda kalsın. Ben normal değilim!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)