10 Ağustos 2009 Pazartesi
scream
çok mu önemlidir anlamak, anlaşılmak? Neden kimse beni anlamıyor diyorum ki? Ben kendimi anlayabiliyorum mu da anlaşılmak istiyorum. Kendime sorduğum ne çok soru var bu aralar
7 Ağustos 2009 Cuma
DE GÜLÜM
de gülüm! De ki: ela birgünde geleceğim
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten - hakikatten- ten değiştiren yüzüm!
göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak...
göreceksin – sevinçten ağlayacaksın gülüm - ki
işte o vakit bana – doğrudur! -
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak...
göreceksin gülüm! bekle, göreceksin!
Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
Bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!
de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten - hakikatten- ten değiştiren yüzüm!
göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak...
göreceksin – sevinçten ağlayacaksın gülüm - ki
işte o vakit bana – doğrudur! -
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var
sokaklar var, kediler!
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak...
göreceksin gülüm! bekle, göreceksin!
Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
Bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak
4 Ağustos 2009 Salı
...
Küçükken hiç oyuncağım olmadı benim. Başkalarının elinde oyuncak oldum. Her söylenene inandım. Hala da inanırım. Sevgili annem beni kandırmayı çok sever. Bir teyzemizin daha olduğu yalanına yıllarca inandım. Oysa ben olmayan teyzemizi çok sevmiştim. Yıllarca onunla tanışma hayali kurdum. 3 teyze neyime yetmiyorsa...
Büyüdüm annem hala beni kandırmaya çalışır. Üstelik başarır da çok mu safım acaba. Sade annem olsa iyi teyzelerim de annemle ortak olur hep beraber yalanlarına ortak ederler beni. Saf ben inanırım, 4 kadın söylüyor inanmayıp ta netçen. 1 hafta 2 hafta hatta bazen bir ay sürdürürler bu yalanı. Aradan geçen zaman sonra anneme konuyla ilgili birşey sorduğumda " üfff Özgür ne safsın, yalan söyledik sana" der. Derim niye beni kandırıyosunuz diye de sen de inanma der annem hep. Evet evet safım ben, kandırılmaya müsaitim. Kandırın beni!
Bu arada yanlış anlaşılmasın, söyledikleri yalanlar asla canımı acıtacak yalanlar değil, onu yapmazlar zaten. Canımı acıtacak yalanları başkaları söyledi. Neyse geçelim.
Oyuncaklardan bahsediyordum ben. Nerden nereye geldim. Dediğim gibi küçükken hiç oyuncağım olmadı. 5 yaşındaki çocuk ne yapar? Oyuncakçılara girer, oyuncakları karıştırır, şunu bunu ister. Ama ben ne yapıyordum. Kitapçılara girip, kitapların resimlerine bakıyordum ve kitap istiyordum. Hala der annem küçükken de cinstin, hala cinssin. Evet cinsim! Bu yüzdendir çizgi romanlara hasta olmam, çizgi filmleri sevmem. Dün akşam kuzenimi sinemaya götürdüm. Abi, dedi, ilk defa senin yaşında birinin çizgi filmleri sevdiğini gördüm dedi :) Ne yapayım. Renklerin gizemli dünyasında kaybolmayı seviyorum. Beni benden alıyor. Tasadan dertten uzak 2 saat geçiriyorum. He oyuncaklar, artık var oyuncaklarım kah ben alıyorum, kah kardeşim alıyor. Her doğum günümde kardeşim oyuncak alır bana. Bazen kendime doğum günü yapıp ben kendime hediye alırım. İçimdeki çocuk büyümedi. Oturdu kaldı oturduğu yerde. Büyümesin o da büyürse ben kiminle oynayacağım!
Kitapçılar demiştim bir yerlerde. 5 yaşında kapı numaralarını okurdum. 6 yaşında trt de büyüklere okuma yazma öğreten bir program vardı. Ordan öğrendim okumayı, annem öğrendiğinde okumayı bildiğimi kısa bir şok geçirdi. Belki de uzundur bilmiyorum. İlk kitaplarım çizgi romanlardı. Zagor ve Red Kit, sonra Ten Ten ve Asterix geldi. En büyük avantajım babamın Seka da çalışmasıydı. Kırpıntıdan kitap getirirdi. Ne salak insanlar derdim kitapları atıyorlar. Kitaplar atılır mı hiç. Onlar en büyük hazine. Onlar atıyor, kitaplar bana kalıyordu ne güzel.Uzun bir süre kitaba para vermedim. Ama bu beni şımartmadı tabii, kitaplar çok pahalı diye hayıflanmadım hiç, aldım birsürü kitap, hala da alırım. Annem ( biliyorum çok annem dedim) derdi ki; "bu kadar okuma en sonunda kafayı yiyecen" Haksız çıkartmak istemedim annemi. Kapı gibi raporum vardı. Üzerinde Bipolar bozuk yazan. Kayboldu ama raporum, bir daha da almadım. Herkese diyorum düzeldim. Herkes beni akıllı sanıyor. Ama şşşş kimseye söylemeyin aramızda kalsın. Ben normal değilim!
Büyüdüm annem hala beni kandırmaya çalışır. Üstelik başarır da çok mu safım acaba. Sade annem olsa iyi teyzelerim de annemle ortak olur hep beraber yalanlarına ortak ederler beni. Saf ben inanırım, 4 kadın söylüyor inanmayıp ta netçen. 1 hafta 2 hafta hatta bazen bir ay sürdürürler bu yalanı. Aradan geçen zaman sonra anneme konuyla ilgili birşey sorduğumda " üfff Özgür ne safsın, yalan söyledik sana" der. Derim niye beni kandırıyosunuz diye de sen de inanma der annem hep. Evet evet safım ben, kandırılmaya müsaitim. Kandırın beni!
Bu arada yanlış anlaşılmasın, söyledikleri yalanlar asla canımı acıtacak yalanlar değil, onu yapmazlar zaten. Canımı acıtacak yalanları başkaları söyledi. Neyse geçelim.
Oyuncaklardan bahsediyordum ben. Nerden nereye geldim. Dediğim gibi küçükken hiç oyuncağım olmadı. 5 yaşındaki çocuk ne yapar? Oyuncakçılara girer, oyuncakları karıştırır, şunu bunu ister. Ama ben ne yapıyordum. Kitapçılara girip, kitapların resimlerine bakıyordum ve kitap istiyordum. Hala der annem küçükken de cinstin, hala cinssin. Evet cinsim! Bu yüzdendir çizgi romanlara hasta olmam, çizgi filmleri sevmem. Dün akşam kuzenimi sinemaya götürdüm. Abi, dedi, ilk defa senin yaşında birinin çizgi filmleri sevdiğini gördüm dedi :) Ne yapayım. Renklerin gizemli dünyasında kaybolmayı seviyorum. Beni benden alıyor. Tasadan dertten uzak 2 saat geçiriyorum. He oyuncaklar, artık var oyuncaklarım kah ben alıyorum, kah kardeşim alıyor. Her doğum günümde kardeşim oyuncak alır bana. Bazen kendime doğum günü yapıp ben kendime hediye alırım. İçimdeki çocuk büyümedi. Oturdu kaldı oturduğu yerde. Büyümesin o da büyürse ben kiminle oynayacağım!
Kitapçılar demiştim bir yerlerde. 5 yaşında kapı numaralarını okurdum. 6 yaşında trt de büyüklere okuma yazma öğreten bir program vardı. Ordan öğrendim okumayı, annem öğrendiğinde okumayı bildiğimi kısa bir şok geçirdi. Belki de uzundur bilmiyorum. İlk kitaplarım çizgi romanlardı. Zagor ve Red Kit, sonra Ten Ten ve Asterix geldi. En büyük avantajım babamın Seka da çalışmasıydı. Kırpıntıdan kitap getirirdi. Ne salak insanlar derdim kitapları atıyorlar. Kitaplar atılır mı hiç. Onlar en büyük hazine. Onlar atıyor, kitaplar bana kalıyordu ne güzel.Uzun bir süre kitaba para vermedim. Ama bu beni şımartmadı tabii, kitaplar çok pahalı diye hayıflanmadım hiç, aldım birsürü kitap, hala da alırım. Annem ( biliyorum çok annem dedim) derdi ki; "bu kadar okuma en sonunda kafayı yiyecen" Haksız çıkartmak istemedim annemi. Kapı gibi raporum vardı. Üzerinde Bipolar bozuk yazan. Kayboldu ama raporum, bir daha da almadım. Herkese diyorum düzeldim. Herkes beni akıllı sanıyor. Ama şşşş kimseye söylemeyin aramızda kalsın. Ben normal değilim!
29 Temmuz 2009 Çarşamba
...
"Hepiniz öylesiniz,hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey vermeden her şeye sahip olmak istiyorsunuz. Oysa değişimin bedeli vardır. Gömlek değiştirirken sancılanmamak mümkün mü? Yitirerek kazanırsınız. Kazanmanın başka yolu yoktur. Çoğu kez yitirdiğin ya da yitirdiğini düşündüğün şeyler de, senin sandığın kadar değerli, vazgeçilmez değillerdir. Çoğu zaman bir özveri değildir bu. Sen öyle sanırsın. Bir değişmedir yalnızca. Bir banko. Çünkü ümit etmenin de bir bedeli vardır." **
26 Temmuz 2009 Pazar
...
(kucağında açık duruyordu kitap.
zamanında okumamıştım.
zamanla okuyacaktım o şiiri)
her defasında koridorun sonundaki duvarla yüzyüze geleceğini bilirsin, aynı daracık yolu geriye katedeceğini bilirsin. Yaşamımı kurutan şey bu bilebilelik oldu her zaman.
zamanında okumamıştım.
zamanla okuyacaktım o şiiri)
her defasında koridorun sonundaki duvarla yüzyüze geleceğini bilirsin, aynı daracık yolu geriye katedeceğini bilirsin. Yaşamımı kurutan şey bu bilebilelik oldu her zaman.
18 Temmuz 2009 Cumartesi
Scream
Blog dünyası ne acayipmiş. Başka bir sitede hakkımda dönenleri öğrendikçe hümanizmamdan kaybediyorum. Beni destekleyen görünenlar aslında köstekleyenlermiş. Hiçbir zaman popülerlik iddiam olmadı. Çalışmadım da popüler olmaya ama sayelerinde az popüler değilmişim. Sadece yazdım içimden geçenleri, yorumlarda anlamlar aramam gerekirmiş öğrendim ve yorum yaparken dikkat etmem.
Aşkta yaşamamak gerekiyor blog dünyasında, yazdığınız herşeyin altında anlam aramaya başlıyorlar sonra. Aşkı seviyorum, aşkın olgusunu da seviyorum. Aşk hakkında yazmam ya da aşk hakkında yazılanları paylaşmam aşık olduğumu veya hala aşık olduğumu göstermez ki. Ben bunu kimseye anlatamıyorum. Bunun için bu kadar çığlık yeter.
Aşkta yaşamamak gerekiyor blog dünyasında, yazdığınız herşeyin altında anlam aramaya başlıyorlar sonra. Aşkı seviyorum, aşkın olgusunu da seviyorum. Aşk hakkında yazmam ya da aşk hakkında yazılanları paylaşmam aşık olduğumu veya hala aşık olduğumu göstermez ki. Ben bunu kimseye anlatamıyorum. Bunun için bu kadar çığlık yeter.
3 Temmuz 2009 Cuma
Aşk Bir Fırsattır
Ya biz binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Aksam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuza
dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini,
benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?
Yoksa hayati sonsuz,fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?
Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman ayni fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını
ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitilmeden yıprattığımız dostlukların,savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan Yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel bir anini yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün" geçmişte kalmıştır oysa; hani su karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun üzerinden söyle bir baktığınız sonra da boşverip "Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar."
dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir o, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini,
benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?
Yoksa hayati sonsuz,fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?
Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman ayni fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını
ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitilmeden yıprattığımız dostlukların,savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan Yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel bir anini yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün" geçmişte kalmıştır oysa; hani su karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun üzerinden söyle bir baktığınız sonra da boşverip "Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar."
dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir o, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)