30 Eylül 2009 Çarşamba

Ziyan

Kar yağar. Gömene kadar. Yağmur yağar, boğana kadar. Rüzgar eser, ayaklarını yerden kesip savurana kadar. Dinlesen dünyayı, duyacaksın: İnsanoğlu insan, siktir git buradan! Ama inat edersin. Yaşayacaksın. Yer çekimi var.Gidecek bir yer yok. Sürekli olarak kovulduğun, seni yutmak için sarsılıp yarılan bu dünyada yaşamaktan başka çaren yok. Mars çok uzak! İnsanın dünya üzerindeki yaşamı bir rodeo. Hortumlar, çığlar, seller, depremler. Elinde kürek savaşırsın. Burası benim evim! diye bağırırsın. Siktir! Burası bir ev değil! Burası hiç bir şey değil! Dünya insanın kabuğu değil. Burası bizim yuvamız değil. Biz yer çekimiyle dünyaya zincirlenmişiz. Kim bilir nereden kovulduk? Cennet mi? Hiç sanmıyorum! Hem de hiç!

29 Eylül 2009 Salı

Bi sakin olun

Koşuşturma ile geçiyor günlerim. Daha bugün farkettim ki ben yaklaşık bir haftadır akşam yemeği yemiyorum. Evime gidip koltuğuma oturduğumda, hiç kalkasım gelmiyor. Yatağa bile resmen sürünerek gidiyorum. Koşuşturuyorum, ben koşuşturuyorum, patronlar koşuşturuyor, müşteriler koşuşturuyor, herkes ama herkes bir koşuşturma ve telaş içerisinde. Bazen çarşıya çıkıyorum, bir kafeye gidip kahvemi içerken insanları izliyorum. Herkes koşuşturuyor. Hiç kimse hayatın tadını çıkartmıyor. Akrep yelkovanı kovalıyor, saatler günleri, günler haftaları vs vs vs. Hep bir kovalamaca bir koşuşturma içinde geçiyor hayatımız sürekli bir koşturmaca ve kovalamaca içinde. Aşklar, sevişmeler, sevgiler ve hatta cinayetler bile koşuşturma içerinde yapılıyor. O kadar çok işimiz var ki. Fast food ilişkiler yaşıyoruz. Ama bir şey söyleyeyim o kadar çok alışmışız ki koşuşturma ve kovalamacaya. Biri çıksa dese ki hepiniz "DURUN Bİ SAKİN OLUN" hepimiz birbirimize çarpararak düşeriz.
Neyse ben çok yoruldum. Kim söylüyordu o aklıma geldi birden "Tutamıyorum zamanı"

26 Eylül 2009 Cumartesi

Sevmek Neymiş Bir gün Anlarsın

Aşk mıydı O

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi
Etime bir alev değmişçesine
Nasıl da yakardı öptüğü zaman
Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine
Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
O delice sürdürmeler yaşantımızı
Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
Ve en kuytularda buluşmak korka korka
Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
Apansız düşmek yükseklerde bir yerden
Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de

...

Ne zaman düştüm ben boşluğa. Ne zaman birikti bunca hüzün. Ağlasam, ağlayabilsem doya doya hıçkıra hıçkıra rahatlar mıyım? Ağlayamayan bir insan değilim ama doya doya ağlayamadım hiç bir zaman. Çok yakın arkadaşım g. ile içerken bir gün biramız bitti. 3er tane almıştık. Dedim ki 4er tane daha alsam çok gelir mi? Bara gittiğimiz de hesapta 20 den aşağı bira olmadığında kalkmıyorduk, dedi. Ama o zaman bunca derdimiz, bunca yükümüz yoktu, dedim. Ne zaman yüklemeye başladılar bunca yükü, kaldıramayacağım o kadar yükü yüklemeye hatırlamıyorum.
Dışarıya çıkmaya karar vermiştim bugün, kafeye gidip kitabımı okuyup sonra da bara gidip içecektim. Hazırlandım çıktım. Otobüsü kaçırdım. 5 dk sonra başka otobüs olmasına rağmen vazgeçtim. Gerisin geri eve döndüm. Dışarı çıkıp büfeden bira alırım dedim, giydim eşofmanlarımı ve çıktım. Markete gidip dergi alıp çıktım. Yine biradan vazgeçtim. 01:13 saat buradaki büfelerin hepsi kapamıştır. Yine temiz kaldım. Ne zaman vazgeçtim ben kendimden...
ve ben hüznüme rağmen onunla konuşuyorum aynı zamanda, hüznü olduğunu söylüyor, nedenini soruyorum söylemiyor gönül yarası gibi diyor. Benim de hüzünlü olduğumu söyleyemiyorum. Bir şeyler yazıyor umursamıyorum, umursamamazlıktan gelmeye çalışıyorum, kendimi kandırıyorum. Kendimi sürekli kandırmaya çalışırsam en sonunda kendime söylediğim yalana ben de inanır mıyım diye düşünüyorum. Sezen çalıyor "Perişanım Şimdi" Bir sigara yakıyorum ve dumanında kayboluyorum

24 Eylül 2009 Perşembe

Gülümse Hayata

Derinlik Çekimi

1-
Yükseklerden bakamıyorum
Korkuyorum
Derinlik çekiyor kendine
Düşecekmişim gibi içimin derinliğine
Başım dönüyor yükseklerden
Çekiyorum beni kendi derinliklerime
2-
En derini dünyanın kendi uçurumum
Başım dönüyor içimin derinliğinden
Bigün kaldırıp kendimi fırlatacağım
Kendimi kendi içime atacağım

Kartal kanatlarının da bir sınırı var gökte
Uçakların da füzelerin de
Bütün o sınırları aşacağım
Kendimi içimdeki sınırsız boşluğa bırakacağım

Durmadan çekiyor beni bu dipsiz doruksuz uçurum
Gözlerim kararıyor içime bakınca
Atıp kendimi kendime
Derinlik korkusundan büsbütün kurtulacağım